kısır sevmem

aynaya baksalar kendilerinin bile garipseyeceği alakasız renklerde kıyafetler giyen üç kişi sanki dördüncülerini beklermişçesine kahvenin dışarıdaki masalarından birinde oturuyorlardı. bazen dördüncü hiç gelmez, yancılar gelir ama dördüncü gelmez. kimisi de sadece ikinciyi bekler, o da gelmez ama bu başka zaman değinmek istediğim bir konu, ikincisi olmayanlara kolaylıklar dileyerek biz asıl adamlarımıza dönelim. kahvede oturan üç kişinin içerisinde kadın olacağını düşünmüyordunuz herhalde, hem de ülkenin bu coğarafyasında? bu tuhaf adamlardan her birinin farklı farklı bir derdi olduğu anlaşılıyordu, ama en gençten olanınınki apaçık gönül yarası idi, ben de yaklaştım yanlarına, 101 oynayacaksanız varım dedim, aslında tek niyetim bizim delikanlının içindeki karanlığı az dışarıya çıkartıp bir yerlerde kullanmaktı. yarası var belli ama daha ben ondan ufacık bir kan damlası sızdıramadan o okey ile bitti, gamsızdı anlaşılan, benim tırnağım kırılsa yemek yemeyi unutuyorum, bu delikanlı taşları cin gibi takip etmişti, ya ben yanıldım bunun yarası var diye, o beni yaralamakta kararlıydı ya da hakkaten gözlerinden kalbinin kan ağladığı anlaşılırken taşları inci tanesi gibi dizebiliyordu. belki de sadece bir profesyoneldi, ben hiç bir zaman profesyonel olamadım, bazen öyle davranmam gerektiği için mişim gibi davrandım. 
az zaman geçti, 3 çaya 1 sigara yaktık, adının Hadi olduğunu öğrendiğim genç dökülmeye başladı, en çok taş dizişimi severdi dedi, kısır perlerime bayılırdı. nasıl bir manyak oğlu manyaksa inşallah bu bir hanım değildir diye geçirdim içimden, kısır yapıp günlerde dedikodu yapacağı yaşta kısır perlere hasta bir hanım düşüncesi beni epey korkutmuştu. bilirsiniz kısır ve dedikodu seviye, kültür, toplum ayırt etmeksizin etrafımızdaki hanımların en büyük gerçeğidir. bulgur, salça ve az ılık su ile tüm kadınları aynı kefeye koydun demeyin, kefe dışında bir kişi her zaman vardır ve o sizindir. siz de birinin tek kelimesine dünyanızı değiştirirsiniz, istemese de değiştirirsiniz, göz kırpışına ölürsünüz belki ama Hadi yapamamış, son oyunda kafa attığında elinde bir tane bile kısır per yoktu, sayıları dizmişti ardı ardına. ben kısır da sevmem, çok şişiriyor dedi.

geç değil

tedavülden kalkmış bi ünlü gibi yaşıyorum, zaten bakmasam da eskimiş sayılacak fotograflardan iyice kendimi görmeye başladım, fotograftan değil, dışarıdan görmeye başladım, siz kendi fotografınızı kendinizin çekmiş olduğunu düşündünüz mü hiç? hayır selfie çubuklarınızdan bahsetmiyorum. bir ihtiyarın sözlerini okumuyorsunuz, henüz 30 yaşındayım, "hayır ama hiç bir şey için geç değil" diyeceğiniz insanlardanım anlayacağınız. güzel kıyafetler de giyerdim, parfümlerim farklı farklıydı, notaları vardı, artık şarkılar bile notalarını kaybetti, hepsi aynı tıngırdıyor. açayım da bi ses olsun. maziden dem vurup şimdiyi yerin dibine sokmak değildi amacım. bir pimapenci ile tanıştım, eskimiş pencerelerinizi söküp yerine size daha fazla konfor sağlayacak olanları takıyor, tam da ihtiyacım olan değişim, daha konforlu hale gelmem lazım. ellerim titriyor, uyumuyorum, uyumadığımdan ellerim titriyor zaten. bunu tespit edeli de çok olmadı. pimapenci diyordum, tokayla topladığı uzun saçları var, oldukça dalgalı, dış görünüşünde dikkat çekici başka bir şey yok ama bir bütün olarak tarzı olan biri olduğu hemen belli oluyor. ustalar hayranlık uyandırıcı insanlar, gündüzleri böyle toz pislik içinde olduğuna bakmayaymışım, akşam olunca şehrin popüler mekanlarında takılırmış, o da bir kaç gün önce biriyle tanışmış onu anlattı bana.

dediğine göre tanıştığı o adam güzel olan ne varsa düşman olan, yan yollara sapmayı seven biriymiş, mesleği ise illegal bankacılık. kendini Ralto olarak tanıtırmış, ne lanet bi isim, sanırım o da tarzı olduğunu düşünüyor ama sonuna kadar bu Ralto denen ne bok olduğunu anlamadığım adamın hikayesini dinlediğimde kan emicinin teki olduğundan başka bir şey düşünümedim. 10 sene öncesine kadar taksi soförlüğü yaparmış, sonra bi yolunu bulup plakası ile birlikte direksiyon çevirdiği taksiyi de almış, ardından da durağı. borç para dağıtıp katlarıyla iadesini sağlamış, taksiciden bozma bi tefeci. daha kötüsü dolmuş şoföründen bozma bi tefeci olurdu. her başarılı tefecinin arkasında bir avukat olur, avukatların da kasası. geçenlerde bu avukatın bürosunu patlatmışlar, etme bulma dünyası ya, bütün senetlerin içinde olduğu kasa da yokmuş şimdi ortalıkta. alacaklılar da bu olayı duyunca teknesini batırmış, kenardaki ağlarından başka bir şeyi kalmamış balıkçı gibi çöküvermiş koca banka. şimdi yine direksiyon sallamaya devam ediyormuş.

çok konuşası varmış ki eşiyle olan tanışma hikayesine başladı, ben yeni tanıştığım birine her şeyini anlatmak isteyen insanlardan değilim de karşımdaki o nadir türlerdendi anladım.

bu abinin babası imammış, sunni hakiki imam, bi kız sevmiş alevi, eşiyle dedim bütün heyacanı kaçtı ama okuyuverin. haliyle babası "elalem ne der, kesinlikle razı değilim" demiş, çocuk da binbir acıyla kızla olan tüm irtibatını o an kesip kendini yakarken kızı bitirmiş. sonra içi rahat etmemiş, napsam napsam diye düşünürken aklına bir tilkilik gelmiş, başlamış psikolog psikolog gezmeye, yardım isteğini etik kuralları dışında para kuralları ile bakan birini bulana kadar hiç yoksa 7 ayrı kapıyı çalmış, sonunda o zamanın 300 milyonu karşılığında teklifini kabul etmiş bi abla, yaşıyomuşsa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmet eylesin.

dalavereden bir geçmiş yazmışlar, 4 aydır tedaviye gidiyormuş bizimki de intihara meyli varmış da psikolog hanım mutlaka babasıyla görüşmek istemiş. tabi adamcağız oğlunun intihar edip cehennemi boylamasına göz yumamayacağından ertesi gün apar topar varmış yanına. psikolog sürekli kızı anlattığından, halinin itten beter olduğundan bahsetmiş bir kaç bilimsel terimle birlikte. sonra babası bunun evine gitmiş, konuşurlarken "baba ben içki sigara içerdim bu kız bıraktırdı" minvalinde bir şeyler söylemiş, sonra diğer odadayken oğlunu merak eden annesiyle babasının telefon konuşmasına kulak misafiri olmuş da babası "valla hanım benim anladığım bizimki bu kızla evlenmezse başımıza büyük bela alcaz bi de sanırım alevi olan bizim çocuk, kız has sunni, gel biz de evet diyelim zaten ankarada yaşayacaklar, memlekettekiler nereden duycak da laf olacak" diyormuş.

şimdi 2 çocukları varmış, kaderleri düzgün olsun. hiç bir şey için geç değil.

Varsa şekerin

Cuma sabahı 07.50'de alarm çaldı ve haftasonu bu saatte halısaha maçı mı alınır diye kızmak uyandıktan sonra ilk işim oldu. Akşam alsaydınız, zaten haftasonu herkes musait diye söverken kiminle halısaha maçı yapacağımı düşündüm, en son bir sene önce henüz bir trakya kızanıyken maç yaptığım ve ankarada maç yapan bir tayfamın olmadığı aklıma geldi. Sahi kiminle yapacaktım?  Sonra maç için kalkmadığıma ikna oldum ama cumartesi sabahın köründe neden uyanmıştım ben. On dakikanın sonunda cuma olduğuna ve işe gideceğime kendimi ikna ettim, şanslıydım ki evden çıkmadan içeceğim 3 sigaradan önce bir şeyler yiyebilmek için ekmek vardı. 
Ankara'da çalışmaya başladım. 2 ay olacak buradayım. Kitap okumuyorum diye falan ağlanıyordum. Artık okuyorum. Bir sürü bok var ama dünya yeminle güzel bir yer. Çok ağlamayın. 


Ali dayının dünyanın güzel bir yer olmasıyla alakası yok. Milletin verdiği kıyafetleri başkalarına para almadan dükkanında sunuyor diye kimseyi yüceltecek değilim.