gizemli falan
okula geldiğimde cırtlak ses "küçüklerimi korumak" diye bağırıyodu, ne koruycaktım, 5. sınıf olmuşum koskocaman, bizi dövüyolardı hep, ben de dövücektim en doğal hakkım olarak. 3 ay sonra ceket giycektim hem ben, dayı gibi.
türkçede zamirleri işledik, zarfları da sevmemiştim, zamirler üstüne tuz biber oldu, sıfatlardan bahsetmiyorum bile bak, ben zati kullanıyodum bu zımbırtıları, sadece isimlerini öğretiyolardı bana, ama yıllardır sarı inek sarı inek, şu kız da çok güzel. şimdilerde beethovenın bi senfonisi olduğunu öğrendiğim melodili okul zili çaldı, koşa koşa bahçeye çıktık, izmitte artık kullanılmayan prefabrik konuttan bozma kantinden sprite ve patates ekmeğimi aldım, en favori 2limdi, hemen götürdüm onları, babamın acele ettirmesinden bi şey yiyememiştim doğru düzgün. karnımın doymasıyla birlikte duyularım ve beynim daha keskin çalışır oldu, uzaktaki kola kutusunu gördüm ve açıyı da hesaplayıp haminin frikiklerine benzeyen bi şut çekmek için koşmaya başladım, ve 90 a doğru giderken müdüre çarpan top golümü engelledi. "hangi eşşoolueşşek attı onu lan?!" diye bağırdı müdür, ben dedim, yanına çağırdı, paçası kola olmuştu, sağ tarafıma çok sert bi şekilde vurdu, sanırım artık sağırdım ve sanırım solaktı bizim müdür, bi de soluma vurup yolladı beni.
matematikte üslü sayıları işledik, bi bok anlamadım, 2 ders boyunca ön çaprazdaki ferhana baktım, galiba aşıktım. çıkışta babam beni almaya geldiğinde çok sinirliydi, lastiği indirmiş birileri, benzincide şişirdik, annem öğle yemeğine boşnak böreği bi de mikser ayranı yapmış, patates sprite ile yarışamasa da güzel bi 2liydi bu da, atv de salih memecanın bizimcitysi vardı, enflasyonu canavar gibi çizmişti, hala öyle çiziyo, enflasyonu o adam yüzünden uzun bi süre canavar sandım, babama üslü sayıları anlamadım bugün dedim, bana ne dedi, eve hiç iş getirmezdi, lastiği indirenin ben olduğunu da hiç bi zaman öğrenemedi.
bi bakın beyaa
bunu da dinleyin benJe, çok dinliyorum bu aralar.
http://fizy.com/#s/1lt9fc
balık
başkaları balık tutmak için nelere katlanıyomuş, ben ise onunla daha hiç balığa gitmemişim. haklıydı, güzel olurdu beraber balığa gitsek, tık tık vursa derya kuzuları, "a ha bu sefer geldi!" dediğinde birimiz, raks eden misinayı beraber çeksek, tuttuğumuz balıkları az sonra can vereceği deniz suyu dolu kovamıza koysak, akşam yemeğini de (gece bile olabilir, kim bilir kaçta dönerdik eve) ızgara balık, soğan belki bi kaç duble rakıyla yapsak. balık tutmaktan kaçmamın sebebi yemlik kurtlarla uğraşmaktan kaçmak değildi tabiki de ya da iskelede içenlerden çekinmem.
çok eskiye dayanıyo balık tutmakla aramın bozulması; daha kısa donlu bi veletken tüm yaz tatilimi iskelede geçirmiştim, her akşam eve leş gibi balık kokarak, şansım yaver giderse de 1-2 kilo çirozla bi kaç zargandan oluşan ganimetimle giderdi, kefal yakalamışlığım bile vardı. bi gün "babaaa babaaa beraber gidelim balığa" dedim, denizciydi ya belki bana işin püf noktalarını öğretirdi, hep kefal tutardım. gittik iskeleye, ben havalara uçuyorum, sabahtan akşama kadar bi başıma durduum yere babamla gitmiştim, görsündü ordaki büyükler benim de büyük hatta onlardan büyük babam vardı. her zamanki gibi en uzağa atmaya çalışıyodum oltamı, sanki iskelenin altında balık yokmuş gibi, babam "boşuna uğraşma öyle, burda da var aynı balıklar" dedi, aman Allahım ne kadar ustasıydı işin, kurşun misinayı dibime kadar getirdikten sonra tam bi profesyonel gibi dibimize saldım yemi yenileyip, hemen yokladı bişiler, daha sonra balık vurduğundan emin oldum, hızlı hızlı çektim yukarı doğru, kaç tane balık vardı acaba? 2 tane istavrit gördüm misinanın sonu yüzeye doğru gelirken, çok heyecanlanmıştım, işi erbabından öğrenmek böyle bişeydi herhalde. hemen çektim balıkları yukarı, hala iğneden balık çıkartırken telaşlanıyodum, deyusun oğulları uslu durmuyolardı ki, kıpır kıpır, ıslak olmalarından ötürü de kayganlar zati. o arada misinayı karıştırdım, üç günde bir yeni misina alan ben için gayet sıradan bi olaydı bu fakat babam bana çok bağırdı, şimdi ne dediğini bile hatırlamıyorum ama o zaman yerin dibine girmiştim, düşsem denize boğulsam da o kadar insan, arkadaşlarım bana bağırıldığını görmeseydi. son balık tuttuğum gün böyleydi, 20 sene geçti üstünden, son yakaladığım balıkları da ben değil anneannemin kedisi pındık yemişti.
"benim de canım balık istiyo, karagözler de tam ızgaralıktır." dedim, kardeşimin yanımıza geldiği zaman kullandığı oltalarını ve nevaleleri bagaja atıp iskeleye gittik, hiç de uslu durmuyodu deyusun oğulları...
kapitalizme darbe
okuldaki kantinler kapanmıştı, tek çarem melun yahudi markası nescafenin makinasıydı (öyle dediğime bakmayın,
nescafeden başka kahve içmem kolay kolay). makinaya nazlı yara yaklaşır gibi yaklaştım, yüzgörümlük olarak 1 lirayı
yuvarladım, çıkırtt etmesi gereken yerde kuru bi tıkla karşılık verdi bana, son bozuk paramı yutmuştu yavşak,
o andan sonra bi sevgiliden çok red kitteki, das kapitalın mangasındaki kapitalizmi sembolize eden şişko adam gibi
gelmeye başlamıştı bana. (şişko adamı bulamadım, yukardaki de pek çıkarcı ama)
birden karanfildeki komunistler gibi hissettim, kapitalizmden öcümü almalıydım ama nasıl? hem bu bana ilk yamuğu da değildi,
daha önce de muayyen günümdeyim, su bitti gibi mazeretlerle karşıma çıkmıştı, ilişkimizi gözden geçirmeliydim,
derin düşüncelere daldım, çok sinirlenmiştim, bi yumruk savurdum onca anıyı paylaştığım yara, o al yanaklı dilbere ama ilk
başta işkillenmeliydim, yanındaki pis pis sırıtan şemsiyeli adamdan, dıt dıt yaptı ve elleriyle kafasını korudu, bi daha
vurdum, mike tyson karşımda olsa devrilirdi, sanırım öldürdüm onu, kapandı, sabah gördüm, ambulans çok gecikmişti, içini
açtılar, otopsi herhalde, şimdi boku yedim dedim, kırmızı elbiseli adam bi kaç yeri sıktı ingiliz anahtarıyla ve gözlerini dünyaya açtı tekrar.
sevinsem mi üzülsem mi bilemedim, 1 lira daha yuvarladım...

