default ders çalışma keki, bence kadınlar sadece günlerde yaptıkları şeylerde fazlaca estetik kaygısı güdüyorlar.
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biz üç kişiyiz
"ilk gecem köyde olsun istiyorum, sonra eve gideriz ama önce köye bi geleyim." biraz acınası bi cümle, bi esirin ağzından çıkıyomuş gibi deyip geçtim. insanların uzun süre oturmaması için götlerinin acımasını sağlayan bi boşluk bi tahta şeklinde yapılmış zımbırtılara oturdum, ceza çalıştım, yani ilk iki saat çalışmaya çalıştım, az önce de epey bi konu bitirdikten sonra artık çalışmayı bırakmam gerektiğine kanaat getirdim. buralar 'girizgah'. daha sonra genç werther'in acılarına geçmeyi düşünüyordum fakat alayı gereksiz. insan gibi olmak için ders çalışırken çay içmek gerekir ama çayın suyunun musluktan doldurulması pek tasvip edilmez ve tabi çay su ısıtıcısının içinde demlenmez. yok kek ve kurabiye şart değil ama kıçın acıması kötü. insan onuruna yakışmıyor en başta. saat 4 gibi gelen leblebilerin, karışık çerezler arasında sona kalan kara sarı kavrulmuş nohutların şerefine bi çay daha yaptım, şimdi onlar midemde şiştiler ama hala bi göbekten bahsedecek durumda değilim. sürekli bir şeyleri zorlayarak yaşamaya çalışmak kötü. özetle spor yapın.
insan sosyal bir hayvandır
*saçma sapan insanlarla gezme bak, geziyorsun diye söylemiyorum, gezme.
-tamam ya, her şeyimi değiştiriyorum, alkol de içmiyorum artık.
çok kolay satmıştı arkadaşlarını, insan bi "öyle de deme." derdi en azından, hemen kabullendi onların saçmalıklarını, bir de diğer erdemli davranışından, alkolü bırakmasından söz etti. az bi zaman öncesini hatırlıyorum, votkanın kafasını ne güzel yaptığından bahsederdi, rakının etkisinin farklı olduğundan, onu başka dünyalara götürdüğünden.
ama şimdi öyle değildi, yanında çok ahlaklı, her hareketi tutarlı, bağrından nice yiğitlerin çıktığı anadolunun delikanlıları vardı. tek doğru tabii ki kendilerininkiydi ve onun eskiden gezdiği insanlar saçma sapandı, saçmaların arasından tutup çıkarmışlardı onu. şimdi yücelmenin, yüceltmenin vaktiydi.
önce dinlediği müzik değiştirilmeliydi, hatta çaldığı da, bass gitaristti bu çamurdan kurtardıkları adam, madem telli çalıyo, saz çalsındı, e bi Neşet Ertaş da açmak gerek şimdi. http://fizy.com/#s/1aieyv
bu tanık olduğum bi diyalog ve ardınan düşündürdükleriydi. herkesin birilerini kendine benzetmeye çalıştığı, diğerlerini kötü gördüğü bi yerdeyim ben. haliyle Neşet Ertaş'ı da ben sevmiyorum, çok ahlaklıları da.
-tamam ya, her şeyimi değiştiriyorum, alkol de içmiyorum artık.
çok kolay satmıştı arkadaşlarını, insan bi "öyle de deme." derdi en azından, hemen kabullendi onların saçmalıklarını, bir de diğer erdemli davranışından, alkolü bırakmasından söz etti. az bi zaman öncesini hatırlıyorum, votkanın kafasını ne güzel yaptığından bahsederdi, rakının etkisinin farklı olduğundan, onu başka dünyalara götürdüğünden.
ama şimdi öyle değildi, yanında çok ahlaklı, her hareketi tutarlı, bağrından nice yiğitlerin çıktığı anadolunun delikanlıları vardı. tek doğru tabii ki kendilerininkiydi ve onun eskiden gezdiği insanlar saçma sapandı, saçmaların arasından tutup çıkarmışlardı onu. şimdi yücelmenin, yüceltmenin vaktiydi.
önce dinlediği müzik değiştirilmeliydi, hatta çaldığı da, bass gitaristti bu çamurdan kurtardıkları adam, madem telli çalıyo, saz çalsındı, e bi Neşet Ertaş da açmak gerek şimdi. http://fizy.com/#s/1aieyv
bu tanık olduğum bi diyalog ve ardınan düşündürdükleriydi. herkesin birilerini kendine benzetmeye çalıştığı, diğerlerini kötü gördüğü bi yerdeyim ben. haliyle Neşet Ertaş'ı da ben sevmiyorum, çok ahlaklıları da.
ibretlik
saray üç ana kısımdan oluşur;
-harem
*selamlık
-haremde padişahın özel hayatı falan fış fış bla bla
-diğer önemli bö
*selamlık
-bölüm enderun, burda devşirmelerin yeteneklilerine eğitim verilir la la la
-ve üçüncü bölüm
*selamlık, bu selamlık
-birun burda da üst düzey bürokratlar üzüm yer.
-------------------
Türkiye Siyaset Tarihi de teee kal-u beladan başladı, iyi ki inkılap dersini en son geçen dönem aldım diye sevindim!
-harem
*selamlık
-haremde padişahın özel hayatı falan fış fış bla bla
-diğer önemli bö
*selamlık
-bölüm enderun, burda devşirmelerin yeteneklilerine eğitim verilir la la la
-ve üçüncü bölüm
*selamlık, bu selamlık
-birun burda da üst düzey bürokratlar üzüm yer.
-sadrazama şimdiki başbakan derler genelde, bu kadar kolay mıdır? sadrazamın görevi nedir? başbakanın ki?
+selamlık.
-başbakanı meclis atar, sadrazamı padişah bla bla
+selamlık.
--------------------
-osmanlıya imparatorluk mu denmeli devlet mi?
*imparatorluk denmez, imparatorluk emperyalizmden gelir, bizim dinimizde sömürme yoktur.
-------------------
-muhteşem yüzyıl gibi dizilerde padişahı kötülüyo falan diyolar, padişahlar çok yüceltiliyo, Adnan Menderes'e de yapılıyo bu bazı kesimler tarafından, Atatürk hakkında bi kaç şey diyen bozkurt kitabı da yasaklanmıştı.
*ama hocam islam dininde kişilerin ayıbını açığa çıkarmak değil örtmek esastır.
(bence de show tv nin yapımları islam kurallarına göre olmalı)
Türkiye Siyaset Tarihi de teee kal-u beladan başladı, iyi ki inkılap dersini en son geçen dönem aldım diye sevindim!
deli var
uyandığımda en az 30 dk ağzımı hiç açmam, kimseyle konuşmadan traşımı olurum, saçlarımı yıkarım falan. odaya geldim, her işimi halletmiş, montumu da üstüme geçirip gitmeye hazırlanıyodum ki yatak arkadaşım uyandı, "biletin kaçta?" dedi. şaşırdım, 6 yıldır evine gidip geliyodu sonuçta, heyecandan yapmış olamazdı bu saçmalığı, kim uyanır uyanmaz başka birine biletinin kaçta olduğunu sorar ki? nabıcan dedim? kızmıştım ona, beni daha uyanalı yarım saat olmadan konuşmaya zorlamıştı, aksiyimdir ben biraz, hele böyle durumlarda kırıcı bile olabilirim. "çantamı hazırlamadım da, sen ne yapıcan, sen de hazırlamamışsındır diye merak ettim." dedi. "iyice kızmıştım, kaç dk sürüyo lan bi valiz hazırlamak." dedim. altı üstü zaten dolapta bi şeyin içinde toplanmış kirlileri çantana atıcaktın, bi de tatilde giyeceğin elbisen varsa yanında, onları tıkıştıracaktın, şu ana kadar 15 dkdan uzun süren bi çanta hazırlamam olmamıştı. "ne yapsam acaba, ıhıımm, önce uyusam mı?, senin biletin kaçta, ııhımmm, sen hep geç gidersin, ellerini şaklatıyo garip garip, ıhııım, sen trenle gitçektin gerçi bu sefer, önce uyuyayım ya, 3 te kalkarımm, ıhm, daha iyi evet" dedi, sanırım şizofren ya da ona benzer manyakça bi şeydi, üstünden yorgan mı battaniye mi ne, 7 senedir ne olduğuna karar veremediğim şeyi kaldırdı ki üniformayla uyuduğunu farkettim, kravatı bile gömleğinin son düğmesi ilikli olmasına rağmen tam olarak sıkılı bi şekilde takılıydı, gece nöbeti vardı, benden sonra, 01.00-03.00 nöbeti yani. 4 saat uyucaktı en az ama yine de bi üstünü değiştirmek zor gelmişti, ufak zaman hesaplarının adamı da olduğunu öğrendim 1 aylık ranza arkadaşımın, üstümü değiştirmem yıkamış olduğum ayaklarımı kurulamamla birlikte tam olarak 3 dk sürüyodu çünkü, sanırım diğer ter kokan sınıf insanları da geceleri böyle uyuyodu.
buna inanmak istemedim, sadece cinli (3 harfli anlamında) oda arkadaşım yapıyodur bence bunu, 3 dk nın lafını yapan bu çocuk ben müzik dinlerken yatağıma yaslanıp 1 saat boyunca bana koleji, lisemizi anlatmıştı. ben silmeye çalışıyorum o lanet yeri, bu çocuk ise devamlı hatırlatmaya. yok nasıl kopya çekmişmiş, yok şu hoca deliymiş, öbürü çok iyi not veriyomuş, çaycısına bile lanet olsun, adam adımı sapığa çıkartmıştı okul personeli arasında, işime de yaramıştı ama, kantinci emin abi hep torpil yapıyodu bana, o da sapıktı çünkü.
montumu üstüme geçirip çıktım odadan, konuştuğum için çok canım sıkılmıştı, bi tane sakız attım, vivident 3d ananas-nar-guava lı olandan (çok güzel ha), sınıfa gittim, uyudum, kamu yönetimi sınavına girdim, 1. bölümden sormuş yavşak, yine de geçerim, şu an evdeyim, şizofrenler yok, kimse kazakla yatmıyo.
katil kepaze
İdare hukuku dersindeyiz, Veysel K. bu sefer uyutmuyo, arada yapar böyle, Sait bi kelime yazayım, onla ilgili bişeyler yaz dedi; KİBİR.
“Hööy” diye haykırarak girdi içeri. Burası ne Galata Meyhanesiydi ne de zaman Lale Devri. Biz de İstanbul beyefendisi değildik, içeri giren de bir külhanbeyi; kırmızı suratlı, göbekli, yirmili yaşlarının başında bozuk yürüyüşüyle amfiye giren bir öğrenciydi.
Sair zamanlardaki tavırlarına bakıyorum bu çocuğun, tam bir tutarsızlık arz ediyor, at şeysi ve kelebek gibi. En başta bi burjuva havası vermeye çalışıyor etrafa, ben onu geceleri beyaz, bol pijamasıyla görüyorum; tam bir dede, şeker fabrikasından emekli. Geldiği yer Çankırı, babası memur. Ciddi durmaya çalışıyor, her halttan bilgisi varmış gibi de gözükmeye. Şişirme gündemin her şeyini biliyor hakikatten de, arada militarizmi hissettirmekten, totaliter davranışlardan bahsediyor, korkuyorum.
“Hööy” diye haykırarak girdi içeri. (bundan sonra görüntü bulanıklaşıyor, beş notalık bi piyano heyecan müziği duyuluyor ‘dı dı rı dı rı) Hızlıca kalkıyorum oturduğum sandalyeden, ufak, sarı tahtadan yapılmış, kıçım ağırmıştı zati, amfinin basamaklarını ikişer üçer iniyorum, elimle en öndeki masadan destek alıp şişkonun kafasına savuruyorum tekmeyi, yeri boyladı şişko (another one bites the dust çalıyor burda), böğrüne de yumruğumu indiriyorum hemen ardından, “hıık” diye bağırıyor, ağzında kanlar.
O anda arka tarafta iki günlük yılbaşı tatilinde, yarısı yalan olmak üzere, ne boklar yediğini büyük bi iştahla anlatan kalın ama cırtlak sesliyi duyuyorum, ergenliği daha bitmemiş. Cebimden bıçağımı çıkarıp fırlatıyorum, elma tam ortadan ikiye ayrılıyor; Adem yediğine, Havva verdiğine pişman.
Ha ben böyle garip gurip olaylar yazıyorum, sonuçları falan yok, içimdeki öfkeyi, ona sebep olanları hayalimde öldürerek falan dindiriyorum işte, etek giydirin o da işe yarıyo, mesela kolejde matematik hocam vardı, onun etekli hali çok komikti, çarpkık ve kıllı bacaklı, ekose etek giyiyodu.
“Hööy” diye haykırarak girdi içeri. Burası ne Galata Meyhanesiydi ne de zaman Lale Devri. Biz de İstanbul beyefendisi değildik, içeri giren de bir külhanbeyi; kırmızı suratlı, göbekli, yirmili yaşlarının başında bozuk yürüyüşüyle amfiye giren bir öğrenciydi.
Sair zamanlardaki tavırlarına bakıyorum bu çocuğun, tam bir tutarsızlık arz ediyor, at şeysi ve kelebek gibi. En başta bi burjuva havası vermeye çalışıyor etrafa, ben onu geceleri beyaz, bol pijamasıyla görüyorum; tam bir dede, şeker fabrikasından emekli. Geldiği yer Çankırı, babası memur. Ciddi durmaya çalışıyor, her halttan bilgisi varmış gibi de gözükmeye. Şişirme gündemin her şeyini biliyor hakikatten de, arada militarizmi hissettirmekten, totaliter davranışlardan bahsediyor, korkuyorum.
“Hööy” diye haykırarak girdi içeri. (bundan sonra görüntü bulanıklaşıyor, beş notalık bi piyano heyecan müziği duyuluyor ‘dı dı rı dı rı) Hızlıca kalkıyorum oturduğum sandalyeden, ufak, sarı tahtadan yapılmış, kıçım ağırmıştı zati, amfinin basamaklarını ikişer üçer iniyorum, elimle en öndeki masadan destek alıp şişkonun kafasına savuruyorum tekmeyi, yeri boyladı şişko (another one bites the dust çalıyor burda), böğrüne de yumruğumu indiriyorum hemen ardından, “hıık” diye bağırıyor, ağzında kanlar.
O anda arka tarafta iki günlük yılbaşı tatilinde, yarısı yalan olmak üzere, ne boklar yediğini büyük bi iştahla anlatan kalın ama cırtlak sesliyi duyuyorum, ergenliği daha bitmemiş. Cebimden bıçağımı çıkarıp fırlatıyorum, elma tam ortadan ikiye ayrılıyor; Adem yediğine, Havva verdiğine pişman.
Ha ben böyle garip gurip olaylar yazıyorum, sonuçları falan yok, içimdeki öfkeyi, ona sebep olanları hayalimde öldürerek falan dindiriyorum işte, etek giydirin o da işe yarıyo, mesela kolejde matematik hocam vardı, onun etekli hali çok komikti, çarpkık ve kıllı bacaklı, ekose etek giyiyodu.
bu bi rastgele yazıdır, zaman kaybından ben sorumlu değilim.
gece 2 saat uyudum, yedek nöbet denen bi zımbırtı var, bi sürü insan hasta falan olmuş, tee listenin sonlarındaki bana gelmiş nöbet sırası, zati 2 de uyumuştum, 3 te kaldırdılar. nöbette otel falan baktım, yanımdaki çocuk acdc dinliyodu, vay dedim, senden beklemezdim. 5 te benden sonraki nöbetçi insanı, o da yedek, kaldırdım, yataa girdim, bafekadu bişiler sayıklıyodu, başka biir horluyodu, alt ranzadaki yine fındıklı vanilyalı arko kremini sürmüş, osuruk gibi kokuyodu, uyumam 6 yı buldu.
7 de tekrar kalktım, dede gibi yürüyen beyaz donlu bi çocuk gördüm odamda, evet onlar yeni oda arkadaşlarım, camı açmış, kapıyı açmış, bütün gece o pis kokan yerde yatmadı sanki, buz gibi odaya uyandırtıyo beni, çok sinirim bozuldu.
etüte geldim, dünyayı takip eden, her boku israilin yaptıından haberdar bi arkadaş cızırtılı çin malı telefonunun tvsindne haberleri izliyodu, uyuyamadım, sinirim bozuldu.
kamu yönetimi dersi vardı, asistanı geldi hocanın, behlül. oh dedim uyurum, herkesin komiklii tutmuş ne yazık ki, uyuyamadım, blok yaptı, erken gitti, 30 dk uyurum dedim, koca eşek, en az 23 yaşında biri hot pursuit açmış, wııın diye eşlik ederek oynuyodu, uyuyamadım, sinirim bozuldu.
ingilizce dersi şu an, ben muafım ya yıllardır, kütüphanedeyim, niye uyuyamadım bilmiyorum ama sinirim bozuldu.
7 de tekrar kalktım, dede gibi yürüyen beyaz donlu bi çocuk gördüm odamda, evet onlar yeni oda arkadaşlarım, camı açmış, kapıyı açmış, bütün gece o pis kokan yerde yatmadı sanki, buz gibi odaya uyandırtıyo beni, çok sinirim bozuldu.
etüte geldim, dünyayı takip eden, her boku israilin yaptıından haberdar bi arkadaş cızırtılı çin malı telefonunun tvsindne haberleri izliyodu, uyuyamadım, sinirim bozuldu.
kamu yönetimi dersi vardı, asistanı geldi hocanın, behlül. oh dedim uyurum, herkesin komiklii tutmuş ne yazık ki, uyuyamadım, blok yaptı, erken gitti, 30 dk uyurum dedim, koca eşek, en az 23 yaşında biri hot pursuit açmış, wııın diye eşlik ederek oynuyodu, uyuyamadım, sinirim bozuldu.
ingilizce dersi şu an, ben muafım ya yıllardır, kütüphanedeyim, niye uyuyamadım bilmiyorum ama sinirim bozuldu.
gadaş, kalk gidek
Çevremde “sen de gadaş ben de gadaş gel gidelim yavaş yavaş.” diye şarkı dinleyen bi azeri var, tabi birçok da yaralı ve duygusal anadolu yiğidi. Hal böyle olunca o şarkı da, sözleri sadece o sözlerden oluşuyor, bluetoothlardan yayılmış, patlak hoparlörden çevre kirliliği yapmak için can atıyo. Virüs olsa ancak bu kadar çabuk yayılır, hoş virüsten de farkı yok ya, dinleyende ufka dalmalar, etrafa manalı bakışlar atmalar gibi tuhaflıklar gösteren bi hastalığa sebep oluyo. Gören üç çocuğunu depremde kaybetmiş, kırkbeş yaşında adam sanır bunları, daha az önce itişip kakışıyodu pezevenkler.
Aklıma takılan konu hala kabilecilik anlayışının olması. Hani sanayi devriminden sonra çekirdek aileye geçilmişti? Sırf amelelik yapsın, diğer aile ataklarına karşı resistans sağlasın diye fırt fırt çocuk doğuran aileler artık yoktu? Var işte, tek ortak noktası gadaş olmak (gadaş belki kardeştir dedim, değilmiş, genç demekmiş), hem madem genç bu yavşaklar niye yavaş yavaş gitmek istiyorlar, yaşlanınca ne bok yicekler? Ha işte tek ortak noktası genç olmakmış bunların; nerden baksan iki milyar yüzotuzdört milyon yediyüzyirmiiki genç vardır şu yaşlı gezegenimizde, hepsi bi gadaş bulup yavaş yavaş gitse çökmeyen kapitalist düzen, bozulmayan komunist sistem kalmaz şerefsizim, ne saçma şarkıymış lan, şimdi iyice anladım.
Benim bu yayık ağzım iki lafı doğrultamıyo, haliyle kalemime de aksediyo bu özelliğim.
Niya aynılar toplansın ki? Kate Winslet “the reader”da onbeşlik delikanlıyla mutlu değil miydi? Farklılıklardan ne kadar korkuyoruz. Ortalıkta bi zenci var mesela, diğer onaltı milletten insan alttan alta dışlıyo onu, tamam çocuk da biraz cins ama, kara olanlar hala öteki aklımızda, en fazla hafif gayliğe meyilli olanların pipisini kesip hareme ağa yapmışız onları. Dünya barışı, misafirperver ulu millet falan tamamen hikaye, sokakta görsem kapıyı pencereyi kapatırım anasını satayım.
Özet geçecek olursam “ben de insanım, sen de insansın gel evime kahve içelim” diyenlere kanmayın.
A ha.
Ankaradayım, okul falan. Takıntılı derslerimin hocaları çok güzel, diğerleri zor, yapçak bişi yok.
Painkiller ve reckless dinleyip duruyorum.
Laptopumu evde bıraktım, mobil pek zor, okuyom ama yazılanları.
Jedi olasım var.
Painkiller ve reckless dinleyip duruyorum.
Laptopumu evde bıraktım, mobil pek zor, okuyom ama yazılanları.
Jedi olasım var.
anılar

taşınıyoruz, kitaplık, bilgisayar ve aksanların atılıcak olanlarını falan ayarlamak bana kaldı, 2 velet okulda, onların eşyalarını da ben o yaşta bunu kullanmıyodum falan deyip attım, bilmiyorum artık işe yarar mı yaramaz mı diye. kendi dosyamı buldum, taaa liseye başladıım ilk seneki notlar falan var arasında, doğum günümde çıkan günlük bülteni de koymuşum, akşam yemeğinde bezelye, makarna ve yoğurt varmış. hiç bi şi ifade etmedi onlar bana, günlükten başka da bi çok şey vardı; tasarımını yaptığım dergi, bi tane konferans davetiyesi (isorakla yapmıştık, koza davetiye şablonunu çalmıştık.), o zamanlar hoşuma giden karikatürler, üzerinde polis şeysinin yıldızı olan kağıt, ince şeritlere bölünmüş yıldız, ilkeler falan yazıyo, ilk tuttuum nöbetin yoklaması bile vardı, çok güzel yandılar.
o zamanlar farkında değildim ne bok bi hayat yaşadığımın, sonradan anlıyosun, başkalarını görünce, kendini onlarla karşılaştırınca, ne güzel yaşıyoz yhaaa modundaydım sanırım, şu an nasıl düşündüğümü de tam hatırlamıyorum, çok uzak geliyolar bana.
bi de eski ajandamın arka sayfasında annemin yazdıklarını gördüm;
- kömürcüye xxx lira (doğalgaz yok burda, kasabada yaşıyoz biz)
- hys bilmem neye xx lira
.
.
.
üstleri çizili, borçlar ödenmiş.
- menkıbenin çocuğuna bi küçük altın
- zeynep e 2 ve ya 3 altın, evet "ve ya" ayrı yazmış. bunu bilmesi şaşırttı. (ya da imiş ama birleşikmiş, kafam salak gibi demek.)
- ayşeye 1 altın.
.
.
.
- sedanın kızına 1 küçük altın. (geri geldi) (sanırım kardeşimin hatiminde taktılar)
.
.
.
yoruldum millet, bi milyon şey taşıyoz şimdi kamyona yüklendiler bi de geri çıkartılcak onlar.
seneyi bitirdim.
okulumdaki ilk yılımdı, liseden alıştığımdan dolayı bu sisteme zorlanmadım, yani zorlandım tabi de tuhaf gelmedi işte olanlar, aynıydı her şey, sıradan her zamanki gibi. bana bi şey katmadı herhalde bu sene, öyle geliyo, sadece hayata dair öğrendiklerim var, şunu öğrendim de ileride işime yarar diyebilceim tek şey ise tabanca atmak (böle denmez ama seviyorum). okula dışarıdan gelenleri saymazsam kimseyle tanışmadım sanırım bu yıl, heaa tuhaf geldi de mi? öyle değil işte yeni bi yüzle tanışmadım. berber var onu da saymadım.
aslında bunları da yazmıcaktım ki ben, finalleri falan yazcaktım sadece. uykusuzluktan öldüm ben bu final haftasında çünkü ders çalışmak yerine birileriyle konuştum, fs neyin takıldım, sonra millet uyuyunca çalışmaya başladım, hey melcono ve çit en çok siz suçlusunuz. finallerde başarıyı yakalıcam sanırım, alayında. cc geldi mesela anayasam, yeter bana, hepsi böle ortada bişiler gelsin. sıkıldım yeter, eve gitçem ben, hoş bişi bu. 8 gün sonra da geri gelcem 6 tane bütünlemem var, evet 6 büt çok, rekorum oldu zati en çok 4 vardı bundan önce.
aslında bunları da yazmıcaktım ki ben, finalleri falan yazcaktım sadece. uykusuzluktan öldüm ben bu final haftasında çünkü ders çalışmak yerine birileriyle konuştum, fs neyin takıldım, sonra millet uyuyunca çalışmaya başladım, hey melcono ve çit en çok siz suçlusunuz. finallerde başarıyı yakalıcam sanırım, alayında. cc geldi mesela anayasam, yeter bana, hepsi böle ortada bişiler gelsin. sıkıldım yeter, eve gitçem ben, hoş bişi bu. 8 gün sonra da geri gelcem 6 tane bütünlemem var, evet 6 büt çok, rekorum oldu zati en çok 4 vardı bundan önce.
niye mi kahve koydum oraya? aldığım bi milyon 3ü1 arada bitti çünkü final döneminde, kantinden aldıklarımın da haddi hesabı yok, yine de kahve güzel bişi.
Heyoov.
Okulcağızımda internet yok, çoğunuz biliyosunuz, bu zımbırtıyı da can kurtarıcım telefonumdan yazıyom, finallerim başlıyo, 10 gün sonra evdeyim, not defterime bişiler karalıyom, hepsini geçircem buraya. Iyi bakın kendinize.
topla tüfekle uğraşırım
bu başlık şeyden geldi aklıma bi şarkı vardı, "topla tüfekle uğraşamam" diyodu vurgulu bi şekilde ama öle bi şarkıymış ki googleda bile rastlayamadım kendisine, bilinçaltım pek lanet işte, çıkıyo böle zıttırık şeyler.
neyse ben gene tabanca vurdum bugün ama o harika silah smith wessonlaydı, ne iyi bişey o ya; ne sekiyo, tepiyo derlerdi sarjorlulerden farkı yok, hedefi tutturma şeysi daha fazla bi de.
bi de fişekleri var ki nah bu kadar;
neyse ben gene tabanca vurdum bugün ama o harika silah smith wessonlaydı, ne iyi bişey o ya; ne sekiyo, tepiyo derlerdi sarjorlulerden farkı yok, hedefi tutturma şeysi daha fazla bi de.
bi de fişekleri var ki nah bu kadar;
bi de normallere bakalım, ufak kalibrelilere;
peki bunlar sizin ne işinize yarıcak? hiç, sanki.
fakat ben buraya yazıp bişeyleri paylaşmanın verdii zevke erişmeliyim de mi?
uyku emiciler

dün gece hoş sohbetli arkadaşlarımın bulunduğu formspringten mesajlaşırken bi yandan da müzik dinlemek pek tatlı geldi, nasılsa bugün de pazardı ben de 04.30 a kadar falan uyumadım; uyurken mottom öğleden önce kalkanı asmalıydı.
fakat bi ara 19 yaşındaki bebeklerin bağırışlarıyla uyandım, bağırıp yanıma çağırdım (karizmadan ödün vermiyorum hiç :) )" susun lan!" dedim usulca, saate baktım daha 09.00 dı. yeniden uyudum fakat uyananmam kısa sürmedi; bu sefer boğuşuyolardı kedi yavruları gibi. gittim bağırdım biraz küfür de ettim. uykudan eser kalmamıştı, aradım ismaili onu da uyandırdım, tost neyin yiyip güne başladık fakat ben uykusuzdum, 17.00 da yemek yedikten sonra uyumaya karar verdik, annemi bi aradım; yatma saatim 18.30 a uzadı, neyse hemen uykuya daldım, kulağımda ozzy ozbourne. birazdan bizimkiler damladı hepsi anlaşmış gibi 18.30 servisiyle gelmiş. çok bi bok yapmışlar gibi birbirlerine günü anlattılar, orda batak attım burda pes salladım gibisinden. bir diğer süper özellikli arkadaşım laptopundan pes oynuoyodu, her harekete spikerlik yaparak, kaçırdığı gollere söverek. ya bi insan niye peste gol atınca şampiyonlar ligi finalinde gol atmış ronaldo'dan fazla sevinirki? ya pası takım arkadaşını bulmayınca sabri gibi üzülür? kovboymusun sen koca adam? hiç de güzel çalamıyorsun ıslığı, fon müziği mi çalınır lan ıslıkla, oh susanna çalsana! seçmecemisiniz oğlum siz? beynime mi kastınız var? ben normal insanlar gibi pazar günleri uyuyamayacakmıyım?
Sosyolojiden bir anektod

etiyopalı arkdaşım bafekadu alle dagne, kısa bir konuyu anlatmak için tahtaya bişiler yazar, sırası gelince söz ister ve anlatır.
sonra bizim aytekin hoca (pek komiktir kendisi, siz hiç anlamadan dalga geçer falan filan); "oo çok iyi anlattın, önemli olan da bu azim var, bişiler yapması gerektiğini biliyo, buna bi kız bulduk mu tamamdır." dedi
biz hemen atladık tabi "zati isityo hocam ama kızlar bunu istemiyomuş" diye. ırkçılık yapıyo bizim kızlar falan dedik.
adem ordan çıkıverdi "hocam kız istiyo da babası sünnetsiz diye kabul etmiyo."
bütün sınıf gülmekten kırıldık, aytekin hoca bafiye döndü "sünnetsizmisin sen?" dedi.
bafi ilk anlamadı, daha sonra açıkladık, "yok ben sünnetliyim" dedi.
eren diğer sıradan atladı bu sefer "hocam babası inanmıyo", aytekin hoca " kolayı var ademle sen şahit olursunuz olur biter"
eren "hocam o kadar büyük bi yükün altına kimse giremez"
bundan sonra öldük işte biz, bu yazıyı karacaahmetten yazmaktayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







