müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

velvet goldmine

evet en sevilmeyen bölüm, film tanıtımı.

velvet goldmine'da ewan mcGregor (obi wan kenobi), christian bale (batman), jonathan rhys meyers (tudors'ta bi şeymiş ama bilmiyorum), 
toni collette 
(en güzel filmlerden biri olan little miss sunshine'daki evin anası) oynuyor. 

soundtrack pek dolu placebo var. şarkıları oynayanlar seslendirmiş,
güçleri yetmeyince de thom yorke.
renkler güzel. 
e oynayanları zati yazdım alayı göze 
hitap ediyor. duyusal olarak problem yok filmde.

peki filmde ne anlatılıyor?

oscar wilde'tan bir şeyler, david bowie ve iggy pop sevdası,
belki kurt cobain (heroin falan var emin olamadım), gaylik, biseksüellik,
zevkü sefa için yaşayan beatles'tan biraz sonraki gençler bla bla.

ben izledim, pişman değilim, bi kaç replika ile yazımı sonlandırıyorum.


 the world is changed because you are made of ivory and gold. the curves of your lips rewrite history

dünya değişti çünkü sen fildişi ve altından yapılmışsın. dudaklarındaki kıvrımlar tarihi yeniden yazıyor.



what's true about music is true about life, that beauty reveals everything because it expresses nothing.

müzik için ne geçerliyse hayat için de o geçerlidir, güzellik her şeyi açığa vurur çünkü hiç bir şey ifade etmez.

style always wins out in the end. 

stil eninde sonunda kazanır.


ımh

odtü inşaat, ya benim olacaksın ya kara toprağın. 

young girls bla bla
http://fizy.com/#s/1h1fhx

hadi balalaika'yı söyle

“Sen seçilmiş kişiydin! Sithleri yok edecektin, onlara katılmayacaktın! Güce denge getirecektin, karanlık değil!”
Mesele  iyinin içindeki kötü ya da kötünün içindeki iyi değil; güçlü olmak, yetkin olmak. Güce taparız. Paramızın olmasını isteriz, para mutluluğu satın alır, tabi kullanmasını bilene. Ben bilmeyeni anlatacağım.
                “Kiril bu ne, yenir mi?”, elinde tuttuğu harika bir kırmızıya boyanmış paskalya yumurtasını gösteriyordu, sepetteki sonuncu yumurtayı almıştı, benim alıp saklayacağım yumurtayı. Sanırım yıllar boyu bir yerlerde saklayacağım o kırmızı şeyi en ilkel dürtüsü, açlığa uyarak, tek bir proteinini dahi ziyan etmeden daha yararlı amacı için ortadan kaldıracaktı. “Tabii yenir ya.” diye yanıtladı Kiril, biraz şaşırmıştı. “Neyse” dedi, “Şimdi çok aç değilim,  akşam yerim.”
                İşte güce tapan bir adam, güçlü olmak için başka yollar da var ama Maslow’un piramidi önce karnını doyur diyor, ardından kendini gerçekleştirirsin.
                Farklılaşmamızı istemeyen düzen bizi yumurtayla oyalıyor, yumurtanın sadece yumurta olmasını istiyor, bu tek tipleşme için önemli. Yumurta sadece yumurta olursa kim kar ediyor? Bilmiyorum. Belki gerçekten yuvarlak masa tarzı oluşumlar vardır ve onların hoşuna giden bir şeydir bu.
                Onu yiyerek iyilere (yumurtanın sadece yumurta olabileceğini iddia eden insanlar) hizmet ediyor, çarkları döndürüyor. Kötü tarafa (maddelere estetik olduğu için değer veren garip insanlar) geçmesi için kendisini tetikleyecek bir şeyler lazım. Güzel bir kadın bir tetikleyici olabilir; birden butik hediyelik dükkanlarından daha karmaşık renklerde boyanmış paskalya yumurtaları arayan adama dönüşebilir mesela. Büyük balıkları yakalamak için de renkli, fabrikasyon balıklar kullanılır. Kadın iyi elbise gibi onun için; “Yanındaki ne kadar güzelse, sana yapılan muamele o kadar iyi olur.”
                “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.”  Kahramanımız istediklerini elde ettiğinde; kaslı vücut (o kadar proteini boşuna almadı), saygı görmesini sağlayacak bir eş, belki bir ofisin yöneticiliği, haliyle de para, hala mutlu olamayacak. Kendisini istediği kişi yapmayı başaracak, sonra yozlaşacak, kırmızı istakoz yiyecek ve kırmızı şarap içecek ama hala kırmızı yumurtayı yemesini affetmeyeceğim, o yozlaştığıyla kalacak. Ben de ona doğruları anlatıp güce denge getirmek yerine yumurta yiyenlere katılacağım, ben de yozlaşacağım ama az, yediğim yumurtalar beyaz olacak.  Biz onunla birbirimize benzemiş olacağız. Yine de kümes hayvanları ırkının üzerine karanlık çökecek ve onlar kümeslerden kurtulup refaha erişemeyecekler.




insan sosyal bir hayvandır

*saçma sapan insanlarla gezme bak, geziyorsun diye söylemiyorum, gezme.
-tamam ya, her şeyimi değiştiriyorum, alkol de içmiyorum artık.


çok kolay satmıştı arkadaşlarını, insan bi "öyle de deme." derdi en azından, hemen kabullendi onların saçmalıklarını, bir de diğer erdemli davranışından, alkolü bırakmasından söz etti. az bi zaman öncesini hatırlıyorum, votkanın kafasını ne güzel yaptığından bahsederdi, rakının etkisinin farklı olduğundan, onu başka dünyalara götürdüğünden.


ama şimdi öyle değildi, yanında çok ahlaklı, her hareketi tutarlı, bağrından nice yiğitlerin çıktığı anadolunun delikanlıları vardı. tek doğru tabii ki kendilerininkiydi ve onun eskiden gezdiği insanlar saçma sapandı, saçmaların arasından tutup çıkarmışlardı onu. şimdi yücelmenin, yüceltmenin vaktiydi.


önce dinlediği müzik değiştirilmeliydi, hatta çaldığı da, bass gitaristti bu çamurdan kurtardıkları adam, madem telli çalıyo, saz çalsındı, e bi Neşet Ertaş da açmak gerek şimdi. http://fizy.com/#s/1aieyv

bu tanık olduğum bi diyalog ve ardınan düşündürdükleriydi. herkesin birilerini kendine benzetmeye çalıştığı, diğerlerini kötü gördüğü bi yerdeyim ben. haliyle Neşet Ertaş'ı da ben sevmiyorum, çok ahlaklıları da.

jose feliciano - zorba's dance

Yunan şarkılarını seviyorum, Jose Feliciano'yu da seviyorum,
Hey Jude coverını da dinleyin derim, ben Beatles'ınkinden daha güzel buluyorum onunkini, çarpılabilirim.

2 umbrella coverı

rihanna dinlediğim falan yok ama bu 2 cover çok hoş





the baseballs




kimbra



kimbra - settle down diye bi şey var


nası bi şey be bu klip? dün yatmadan trilyar kere falan izledim, bugün eve geldim ilk işim klibi açmaktı, tüm gün kafamın içi seadıil doövn, dup dup doluydu.

veletler ve kimbra ablamız çok hoş oynamış, bebeklerin yandığı sahne ve devamıysa harika, çikolata gibi mutluluk hormonu mu ne salgılatıyo.

first snow in karabiga

kar yağıyo, ankamall taboccodan puro almıştım, vanilyalı, bi de sıcak çikolata yaptım (sıcak çikolata tadıyla gerçi, kakao işte), bahçeye indim, o bahçe ışığı yanan zımbırtı kardan koruyo, onun altında yaktım puromu, bi yandan puro çekiyorum, bi yandan çikolata. sözde çok muhteşemgiz bi şey yapıcaktım, karı izliycem, arkadan müziğim çalıcak (jethro tull - first snow in brooklyn), ben karı izliycem, böyle garipli birşeyler düşünücem (dün sinemada gördüğüm kız mesela, annem tanıştırdı, daha önce anneme çıtlatmış oğlunla tanıştırsana beni diye, sanırım beni hiç görmemiş, sadece kardeşime bakıp beni almıştı, neyse), parantezde anlattım neyi düşünceğimi burdan kızı anlatayım; kocaman gözleri vardı be, kıvırcık saçları, elleri sıcaktı, tırnakları parlak, gömleği güzeldi çok, ben nedense gömleğin kızlara çok yakıştığını düşünüyorum, bak yine karnıma ağrı girdi, hala ergenim, koca pezevenk oldum halbuki, acemiyim ya çok bu konularda, metro aşklarım da oluyo benim, otobüslerde olmuyo ama ankara-çanakkale arasında olmuştu bi kere. 



ama ben kızı düşünmedim, hala kızı diyorum çünkü aklım acık gittiğinden annem adını söylerken ben hayalimde çayırlarda koşuyodum, öküz gibi, gelincikleri ezip papatyaların hayatına son veriyodum, adını bilmiyorum melis'in (umut sarıkayanın sevgilisi melis değil o!) tek düşündüğüm önce erkekken kadın olan, kadın olunca da tercihinin kadınlardan yana olduğunu farkedip lezbiyen olan insandı, 3 gün sonra da evlenecekmiş. bu insan aklıma nasıl mı girdi? behzat ç 6. bölümde harun gazeteden okuyo, hiç yoksa bürom öyle olsun istiyorum, belki o zaman pişmanlığım gider, puro da güzel değilmiş, tırt circoptan aldığım 10 liralık buna basar, bi de 12 ye aldım, yemişim taboccoyu.

yalan, başkası yalan

Arka dörtlüde sol cam kenarına oturdum, belki de beşli, hatta beşli lan orası. Yanımdaki İsorak’a “bunda ölsek ne güzel olur.” dedim, benim için garip bi istek değildi; her ankara-çanakkale yolculuğunda, başkalarının hayırlı yolculuk için dua ettiği el sallama törenlerinden sonra ben Ayetel Kürsimi okur, hayırlı ölüm dilerim Rabbimden, neyden sıkıldıysam bu kadar? Hayatın ölene kadar aynı geçeceğine, önce seni birilerinin büyüteceğine sonra senin görevi devralacağına, inandığımdan ve yaşadığım bu kadarki kısmının bu monoton zıkkımı tecrübe için yeterli olduğunu düşündüğümden belki de. Aslında ölmeyi istediğim falan yok, sadece öldüğümü düşündüğümde garip bi haz duyuyorum, duyulan hazlar da hep garip olur nedense. Hem ölümü istemek de günahmış ha, haberiniz olsun, günah değildir de sakat falandır. Sanırım gönülden isteyenin istediği şeyi Allah, muhtemelen isteyen kişi için hayırlı olmamasından ötürü, gerçekleştirmediğinde isteyenin kendi çabasıyla yapmaya çalışmasının kötü sonuçlara, ölüm isteğinde ise seri intiharlara falan sebep olacağından korkuluyo.
“Ama Candan Erçetin sağ tarafın ortalarında cam kenarında oturuyodu.” dedim, her neyse taklit olmak zorunda değildi zati. Müzikçalarım “Candan Erçetin – Yalan” çalmıyodu tabiki, dedim ya taklit olmak zorunda değil diye. “Petra – Close Your Eyes” çalıyodu, aslında epik bi şarkı, beni ilgilendiren, kendime pay çıkarmamı sağlayan kısmı “try to sleep/dont cry/just sleep/dont think/dont be sorry/dont feel sad” kısmının epiklikle bi alakası yok, var da devamını getirince oluyo. Neyse o kısmının verdiği emirleri tınlamadım, zati otoriteyi ve emirleri sevmem. Hem basit bi şarkı bana nasıl ne yapacağımı söyleyebilir ki? Basit dediğime bakmayın, çok güzel aslında, yoksa niye playlistimde bulunsun ki?
Daha sonra “Helena Segara – Ell Tu L’aimes” çaldı, “ ellerin kadınısın seni sevemem” gibi sade bi önerme üzerine kurulmuş bi şarkı o da. Söyleyen kadın operacı, operet, her neyse. Notre Dame de Paris’te Esmeralda’yı canlandırıyo, fistan ona çok yakışıyo. Sahi şarkıdan bahsediyodum; aşık olduğu adamın başka kadına aşık olmasına dert yanan bi kadının ağıtı gibi bi şey.
Bi kaç satanist esintili şarkı daha dinledim, kapanışı “Misirlou” ile yaptım, her zamanki gibi. İyiki ölmemişim, dinsiz giderdim alimallah, şarkılarda fuck falan diyolardı.

bu bir internet cafer yazısıdır

geçen sene de vardı böyle bi yazım, askerler falan var etrafta, keliz hepimiz.
ben ankaraya geldim ya zati, soğuk be bura, öğlenleri de ısınıyo, 1 haftada bi bok yapmadım iyi koştum ama (o sahayı 8 kere dönüyom, boru muuuu?). yeni hocaları falan gördüm, ceza hukuku mu ne ondan çakarsam sorumlusu ben değilim.
her geçen gün insanlar küçükleşiyo olabilir, 1. sınıflar bildiiniz velet. bi de içlerinde ortaokuldan sınıf arkadaşım çıktı, daha konuşmadım ama o zaman da konuşmazdık zati.





uyku düzenini benimn kadar hızlı değiştirip buna adapte olabilen var mıdır bilmem, 1 gün önce uyuduum saatte uyanmam falan gerekiyodu ve bunu başardım asddgbxz



ben insan profilleri şeysi yazıcam hatta yazıyom ama okulda kaldı kağıtlar, bilmiyorum ki buraya koysam mı?, koysam ilgi görür mü?

kardeşimin mp3 çalar şeysi sonystage programı olmadan müzik atmıyo, cd evde kaldı (almak aklıma bile gelmedi, o kadar çok kaldı yani), kurbana kadar aynı şeyleri dinlicem galiba.

internet kafeler zihin kapatıyo, hafta içinde yazcak negzel şeyler bulmuştum ben, galiba bilgisayarımı yanıma almalıydım.

a ha da bunları dinliyom, kayıtlı olmayıp da dinlediğim tek şey sakin.

http://kepazeyim.fizy.com/p/sakin

bi de çavdar tarlasında çocukları tekrar okudum, dün de dostta 60 yıl sonra diye bi kitap gördüm, bizim holden 76 yaşında, yazarı salinger değil diye 19 liraya kıyamadım, okuyan varsa değer mi bi söylesin.

A ha.

Ankaradayım, okul falan. Takıntılı derslerimin hocaları çok güzel, diğerleri zor, yapçak bişi yok.
Painkiller ve reckless dinleyip duruyorum.
Laptopumu evde bıraktım, mobil pek zor, okuyom ama yazılanları.
Jedi olasım var.

evlenip de balayına gideceğ...


hani bi şeyi eleştiririz eleştiririz de sonra yapmak isteriz ya da yapmak zorunda kalırız, daha sonra onun için bi sürü laf söylediimiz insan o halde bizi görür, nası bi pişkinlik hissi kaplar bizi, yanındaki "eyvah boka bastım" duygusuyla birlikte. durun hemen heyecanlanmayın ne yaptı bu diye, sadece aklıma geldi bu şey. mesela ben teee ezelden beri msn şeysinde sadece "ahmet" yazan birisiyim, kendime hep sade insan olmayı yakıştırdım, ergenliğimin doruk yaptığı zamanlarda bile ahmetti o, kimseye atar yapamadım o iletiden, atar ne? çok kullanıyorum ben atarı. bazen tüm evrenin sırrını 3 kelimeyle anlatıını düşündüğüm cümlelere rastlardım, içim içimi yerdi onu yazmak için ama dur sen ahmetsin derdim. o bu değilde havalar da negzel, yazıyı toparlayamıyorum.

goodfellas izledik, godfatherdan daha iyi bi mafya filmi bence, scarface ile birleşip gta vice city i oluşturmuşlar sanırım. kahraman isimleri, ses tonları bunu gösteriyo. tanıtmıcam onu, çok kişi izlemiştir zaten.

zakk wylde ki o gitarı öttürür. 
http://irc.lv/video?id=umliBDH2nfWZ

ozzy osbourne budokan 2002 konserinin tamamını izleyen pişman olmaz.

sabahtan beri beri

dün gece film izlemeye kalkıştık ama ben zart diye uyudum, maçtan geldim, yorgundum. 12 de uyandırdı annem kardeşimle beni, kız kardeşimin dershane sınavı varmış, dönüşte onu birinin alması gerekiyomuş, giderken diğer kardeşimin kız arkadaşınla gitçekmişmiş de mişmiş işte, bence burası ilgi çekici olmadı.

sonuç olarak erkek kardeşimle annem de kardeşimin lise üniformalarını almak için evden çıktı ve ben tekim, evde tek olmak en sevdiğim, ankaradayken en özlediğim bişey, geçen günler istanbula gittiler, ay seni de yalnız bırakıyoz ama falan dediler, bilmiyolar ki ben buna bayılıyorum, kocaman ahırda balya balya samanla yalnız kalmış inek gibi hissediyorum kendimi.

son ses müzik dinliyorum, ilk rainbowla başladım, sonra barış manço, şimdi de maroon 5.

kahve yapayım dedim, yaptıım zaman en az 2 kupa içerim, 2 kere uğraşmayayım diye büyük bardaa yaptım, saolsun bana neden sıcak içecekler için seramik bardaklar kullandığımızı hatırlattı.


bardağın dibindeki yansımadan arkayı görmeye çalışmayın, bi halt gözükmüyo.

okul yaklaşıyo ben bi garip oluyorum, bi de taşınma işi var, gitmeden amelelik yapıcam, keşke babam Türkiyeye geç gelse de ben ankaraya gittiimde taşınabilseler asdfhsd.

bu ne biçim yazı oldu be? günlük gibi ama değil, komik değil, ilgi çekici değil, alın bari şarkı dinleyin;

http://fizy.com/#s/1lu35h temple of the king - rainbow

http://fizy.com/#s/11j1ws barış manço - dön desem

fizyi bozuldu gibi geldi





kısa kısa kısa




*lady gaga freddie mercuryi görmüş,
slm pls asl nbr, ben senin sölediğin radio ga ganın beautiful, dirty, rich versiyonuyum, daha 1 albüm, azcık single falan çıkardım ama sizden daha ünlüyüm demiş. freddie mercury de ona another one bites the dust, show must go on demiş.

*kardeşimle alışveriş için çanakkale merkeze gittik, asıl amaç her yerinden temazsızlık akan laptopumu garantiye vermekti, 21 yy de hala fatura istiyolar garantiye almak için, tabiki bende yok, bütün masraflar döte girdi.

*kardeşimin hiç acıması yok, ben maaş almaya başladıımda kesinlikle beni batırıcak.

*asos usulü sıcak waffle, akıtma arasında dondurma.

*okul açılmadan önce bi milyon amelelik beni bekliyor, 6-7 ay için taşınmak ne zor.

*çanakkale merkez ve bigada uykusuzun 2 eylül sayısı yok!

*pengueni sevmiyorum, erdil yaşaroğlunu da.

*pucca ve mayonezi severimi twitterda takip etmiycem! bak twitter gülben ergeni takip et dedin, dinledim, şimdi sıra sende o ağlak karıları, kız şeysilerini önerme artık bana.

*notre dame de paris müzikali çok güzel.
kib bye aeo.

aha şarkı adı geçer de şarkı olmaz mı?

innuendo:

another one bites the dust: (bu sözü federal olunca öldürdüüm lanet bi uyuşturucu tüccarının arkasından sölücem)

eh, eh:

bi de moonlight shadow olsun nölüüüüür:

amy mcdonald ile mike oldfieldi karıştırıyorum ben.

*evet 2 absürd fotografı bulmam da uzun sürmedi.

diyaloglar - replikler



donnie darko:


donnie: why are you wearing the stupid bunny suit?
frank: why are you wearing the stupid man suit?

neden o aptal tavşan kostümünü giyiyorsun?
sen neden o aptal insan kostümünü giyiyorsun?

soruya soruyla en iyi cevap veren film tavşanı oluyo frank bu cevabıyla :)

pulp fiction:

-where did you get this motorcycle?
-it's a chopper baby.
-whose chopper is this?
-zed's.
-who's zed?
-zed's dead baby, zed's dead...

o motosikleti nerden buldun?
o bir chopper bebek.
kimin chopperı?
zedin.
zed kim?
zed ölü bebek, zed ölü.

bruce willis ile manitasının isimlerini unuttum asdfdgh

lance: if you're ok, say something.
mia: something.

iyiysen bişey söyle.
bişey.

bu filmin her yerinden mükemmel diyaloglar çıkıyo, 2 tane yeter :)

léon:



mathilda: leon, i think i'm falling in love with you. it's the first time for me, you know?
léon: how do you know it's love if you've never been in love before?
mathilda: cause i feel it.
léon: where?
mathilda: in my stomach. it's all warm. i always had a knot there and now... it's gone.
léon: mathilda, i'm glad you don't have a stomach ache any more. i don't think it means anything.

-leon, sanırım sana aşık oluyorum. bana ilk kez böyle oluyo, biliyo musun?
-daha önce hiç aşık olmadıysan hisstetiinin aşk olduunu nerden biliyorsun?
-çünkü hissettim.
-nerde?
-midemde. hep sıcak. orda hep bi düğüm vardı ve şimdi yok.
-mathilda, artık midenin ağrımamasına memnun oldum. onun bişi ifade ettiini sanmıyorum.

gamsız leonun aşka karşı olumlu yaklaşımı :)

fight club:

i am jack's medulla oblangata.
i am jack's smirking revenge.
i am jack's flaming sense of rejection.
i am jack's total lack of surprise.
i am jack's broken heart.
i am jack's cold sweat.

ben jackin bla blasıyım, uyku sersesemi bilemediim şeyleri çevirebilemem :)

jackin dışlanmışlık dahil bi çok hissi.

her filmden bi soundtrack ekliyorum bi de (en bilinenleri genelde, pulp fiction işin misirliou ile girl you will be a woman soon arasında kaldım, g y w b a w s yı koydum :) ), beYendiyseniz bunları arada yazıcam böyle böyle, aşağıya beYendik yazsanız yeter :)






Das wilde Leben (8 Miles High)


video bi türlü yüklenmedi, youtube linkinden idare edin;


önce bu klibi izledim, şarkıya hasta oldum, araştırdım nancy sinatranın şarkısıymış, ville valo ve natalie avelon 8 miles high ilmi için söylemişler, klip filmden karelerle süslü, filmi de izlemem gerektiini düşündüm, indirdim filmi, natalie avelon başrolde oynuyo, 68 kuşağını anlatıyo gibi bişi film,
--spoiler---
bu natalie manken, the rolling stones un gitaristi keithle falan takılıyo, tabi öncesinde bi komüne giriyo evden kaçınca, evet evden de kaçıyo, nasıl anlatıyorum ama ortasından başladım çünkü keith en önemli şey filmdeki :) komünde yapamıcaaı anlayıp bi sürü zengin insanla takılmak üzere manken olarak dolanıyo ortalıkta, sonra sevgilisi olduunu düşündüü, şimdi adını hatırlamadıım adamla mükemmel bi otobüs ile dünya turuna çıkıyolar, adam ölüyo meksikada, keith de orda oluyo falan filan.
--spoiler--


nasıl da kötü anlattım, film izlenebilir, iyi hoş bence.