aşg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ne oluyo lan orda

bizim memleket ayyaştır gerçketen. tekirdağ dan bahsediyorum. alkolün etkisiyle abuk abuk siyasi yorumlar duymanız mümkün. en çok içen amcamız sonumuz mısır diye diye sızdı kaldı geçen akşam. ne oluyo mısır da herhangi bi bilgim yok adamlar ölüyo halaylar çekiliyo ben hepsinden bihaber dolaşıyorum .olan biten hakkında herhangi bi bilgi sahibi de olamıyorum.ayyaş zırvası mı insan katliamı mı?bilen biri anlatsın bana..

ihtiyar heyeti ve yolculuk


Gelir misin dedi/Ne bu tripler baba dedim/Sustu. İki ay önce geçmişti bu diyolog babamla aramda.Bu doğduğu topraklara gideceğinin haberiydi. Sömestr tatilinde Makedonya yolcusuyduk yani.İki ay geçmişti ve gitme vakti gelmişti artık. İlkokuldaki din hocam düzenliyordu turu, otobüs topkapıdan kalkacaktı. Topkapı ya vardığımda beynimden vurulmuşa döndüm.Ben babamın yanında nasıl sigara içeceğimi düşünürken yaş ortalaması 60 olan bir ihtiyarlar heyeti vardi karşımda, al başına belayı. Turdaki iki üç tane benle yaşıt kız vardı ama hasbiyle geliştirdiğimiz sistemde yanınada annesi olan kızın bize bir yararı yoktu. Hepsini sindirdim atladım otobüse.Pasaport al-ver derken yol boyunca uykusuz kaldım.Edebiyatçıdır anlar beni diyerek babamı ilahi komedyadan bir bölüm okuduğumda herşey için çok geçti servet-i fünun un bütün inceliklerini anlatmayı bitirmişti ki Atatürk ün evine gelmiştik. Selanik yollarında uyudum biraz uyandığımda burası neresi dediğimde sultan çiftliği-habibler kavşağı dedi babam ciddiye aldım onu çünkü hiçbir fark yoktu ikisinin arasında.Ordan da Makedonya ya geçtik ama her hudutta ruhuma bir pranga daha geçiyordu ihtiyarlar boğazımı sıkıyordu.



Yattık kalktık 2 gün geçirdik sırada başkent Üsküp vardı çok sevinmiştim bu duruma çünkü tanıdığım gençlerle görüşüecektim. Arkadaşım ensar gelip çıkardı beni o lanetli otobüsten makedonya hakkında bilgilerle benim donattıktan sonra babamın köyüne doğru yola çıktık. Yaşlı bi amca karşıladı bizi aman allahım yine ihtiyar çıkmıştı karşımıza.Evlerine gittiğimizde nine de geldiği zaman kadroyu tamamlamıştık. Nine yaşımın geçtiği artık evlenmem gerektiği yönünde telkinlerde bulundu sonra torununu çağırdı (torunu dünya güzeliydi) gelin sizi nişanlayalım dedi neler oluyodu bu akşam olmaz başım ağrıyo diyip uyumak istediğimi söyledim uyudum. Babam ise ağlayıp zırlıyıp kendince sosyal çıkarımlarda bulunuyodu, bunalmıştım
Sabah olduğunda farkındaydım ki 30 km uzaklıkta soluk alabileceğim bi yer vardı: Manastır.Okuldaki renkli görünüşü ve renkli görüşüyle takdirimi kazanan sevgi ablanın yaşadığı şehirdi burası. Yanlarında vardığımda oksijeni tekrar keşfettim. Gittiğimiz ilk yer sakin bi pub oldu. Sıcak rakıyı keşfettim.Hayyam yaşasaydı tasını mutlaka bununla doldururdu. Artık rahatlamıştım saçlarım ve sakallarımdaki beyazlıklar yok olmuştu genç olduğumun farkına varmıştım. En güzel şeyler hep kısa sürenlerdir 4 saat kadar kalabildim orda ve bu alengirli turun son noktasıydı bu.


Yol boyunca beni yalnız bırakmayan freddy mercury , jose feliciano ve dante aligheri ye şükranlarımı sunuyorum..


Yaptığım bu geziyi bi kaç arkadaşıma anlattım kendilerince yorum yaptılar alın size yorumları:
karl marx: orta sınıf eğlencesi( hacı ucuzmuş baya)
haydar dümen:menopoza girmiş kadınlar ile iktidarsız erkeklerin buhranı
can yücel: seke seke geldim ... ... gidiyorum

yardımcı oyuncum var

buraya daha önce bi yazısını koymuştum, şimdi o da burdan yazabilcek, yaptığı anlatım bozukluklarını bilerek, idrakınızın zorlanması için yapıyo, yanlış anlamayın. AŞG

konuktan gündemli yazı

Sanki gündemden düştü gibi olay, daha başka tatlı şeyler geldi kanalların eline, yumurta, bakan espirileri falan, bu yazıyı ben yazmadım, aşg yazsam koyar mısın dedi, yazmış, ben de koyuyorum işte;

Annem ateşli kadındır.  Ateşli dediysem yanlış anlamayın, itirazı var hatunun, ateşi çıkıyo bi haksızlık olduğu zaman.
Bu karanlık yerde epeydir bekliyordum zaten, sakallı bir amcanın açtığı yolu kendine yol edinmiş bizim kız; ordan oraya götürüyo beni, bağırıyo, çağırıyo, haksız da değil hani, dedim ya itirazı da var.
Bi gün yine beni gezmeye çıkardı. İstemiyodum o gün dışarsını ama tutturdu gidicez diye, karışma hakkım da yok ya, neyse. Gittik beraber. Tepki denen şeyi iliklerime kadar hissediyodum bu gezmede. Bi tekme de ben attım faşist dünyaya. Dünyam ne kadarsa o kadar tepkim vardı, dünyası televizyon olanların tepkisinin televizyondan, internet olanların internetten ibaret olduğu gibi, faşist dünyaya tekme atacak binlerce bebek bulmuştum :P J xd Anasına bak kızını al demişler zati, ultrasonda göstermedim pipimi, kız sanıyolar beni.
Bağırdık çağırdık derken bi kaç adam daldı aramıza. Hisli bir çocuğumdur, sezdim hemen bi ibnelik olacağını. Orantıyı sizin dünyanıza gelmeden de biliyodum, iki dünya arasında bu kadar mı değişir kavramlar? Bendeki orantı deli kızın yediklerinden bana gelen besinlerin miktarından ibaretti, bi de kolumun bacaamın düzgün büyümesinden.
Dünyanıza ayak basmadan ölmüş bi çocuğum ben. İstemiyodum zaten gelmek, aranıza karışmak, size benzemek. Düştü dediler de ben orantılı adamım, düşmem öyle kolay kolay. Bildiğin öldüm ben, saygıdeğer katilime selamlar olsun, beni bu rezil dünyanıza almadığı için.
Burada rahatım ben, 32 yaşındayım, huriler falan var, takılıyoz öyle.
Sevgilerle.

gizemli falan

babam "kalk hadi" diye uyandırdı, penceresi havalandırma boşluğuna bakan odam saat 7 olmasına rağmen karanlıktı, yatağımı ellemeden içeriye geçtim, nasılsa akşama yine yatıcaktım, annem yatak odasında babamın krem pantalonunu ütülüyordu. "gel kahvaltı yapalım da çıkıcaz." diye bağırdı babam, mutfakta bişeyler yemeyi hiç sevmiyordum, bence kahvaltılar yerde ve ninja kaplumbağalar izlenerek yapılmalıydı. kahvaltı bitti, beyaz broadwayimize bindik, çok iyi bi araba sayılmazdı ama bizimkiler evlendikten sonra altınları, bilezikleri, düğünde ne takıldıysa hepsini satıp almışlardı, ondan çok kıymetliydi.


okula geldiğimde cırtlak ses "küçüklerimi korumak" diye bağırıyodu, ne koruycaktım, 5. sınıf olmuşum koskocaman, bizi dövüyolardı hep, ben de dövücektim en doğal hakkım olarak. 3 ay sonra ceket giycektim hem ben, dayı gibi.


türkçede zamirleri işledik, zarfları da sevmemiştim, zamirler üstüne tuz biber oldu, sıfatlardan bahsetmiyorum bile bak, ben zati kullanıyodum bu zımbırtıları, sadece isimlerini öğretiyolardı bana, ama yıllardır sarı inek sarı inek, şu kız da çok güzel. şimdilerde beethovenın bi senfonisi olduğunu öğrendiğim melodili okul zili çaldı, koşa koşa bahçeye çıktık, izmitte artık kullanılmayan prefabrik konuttan bozma kantinden sprite ve patates ekmeğimi aldım, en favori 2limdi, hemen götürdüm onları, babamın acele ettirmesinden bi şey yiyememiştim doğru düzgün. karnımın doymasıyla birlikte duyularım ve beynim daha keskin çalışır oldu, uzaktaki kola kutusunu gördüm ve açıyı da hesaplayıp haminin frikiklerine benzeyen bi şut çekmek için koşmaya başladım, ve 90 a doğru giderken müdüre çarpan top golümü engelledi. "hangi eşşoolueşşek attı onu lan?!" diye bağırdı müdür, ben dedim, yanına çağırdı, paçası kola olmuştu, sağ tarafıma çok sert bi şekilde vurdu, sanırım artık sağırdım ve sanırım solaktı bizim müdür, bi de soluma vurup yolladı beni.


matematikte üslü sayıları işledik, bi bok anlamadım, 2 ders boyunca ön çaprazdaki ferhana baktım, galiba aşıktım. çıkışta babam beni almaya geldiğinde çok sinirliydi, lastiği indirmiş birileri, benzincide şişirdik, annem öğle yemeğine boşnak böreği bi de mikser ayranı yapmış, patates sprite ile yarışamasa da güzel bi 2liydi bu da, atv de salih memecanın bizimcitysi vardı, enflasyonu canavar gibi çizmişti, hala öyle çiziyo, enflasyonu o adam yüzünden uzun bi süre canavar sandım, babama üslü sayıları anlamadım bugün dedim, bana ne dedi, eve hiç iş getirmezdi, lastiği indirenin ben olduğunu da hiç bi zaman öğrenemedi.