ikinci dünya savaşından sonra hakim sosyal devlet anlayışı dolayısıyla mağdurların ihtiyaçları gideriliyor, onlara tazminatlar ödeniyordu. daha sonra bu, devletlere, özellikle de Amerika'ya epey külfetli gelmeye başladı ve devletler yavaş yavaş sosyal devletli ve keynezyenli anlayışlarını terkedip yerine neo-liberal ekonomik sistemi getirdiler. bu sayede yükleri özel sektöre kaymıştı.
bu anlayış ceza - adalet sisteminde de etkisini gösterdi, rönesansla başlayıp 19 yüzyılın ortalarında yerini pozitivist okula bırakan klasik okul öğretileri tekrardan uygulanmaya başlandı. pozitivist okulda suçluların rehabilite edilmesi anlayışı hakim, klasik okulda ise hapishanelerde ceza çekerek suçun önlenmesi anlayışı.
rehabilitasyonun hem masraflı oluşu hem de somut sonuçlar ortaya çıkarmaması sebebiyle klasik okulun da neosuna geçildi ve hapishaneler tekrardan önem kazandı, insanlar içine tıkıldı. suçsuz olanlar da tıkıldı, suçsuz olup da hapishanede yatanlar az olsa belki bu sistemin hata payı olabilirdi ama devlet hapishaneleri kendisine karşı çıkanlardan öc almak için kullanmaya başladı.
sen git zamanında bazı haklarından vazgeç, leviathan'ı oluştur falan, sonra o canavar gelsin seni yesin, olacak iş değil.
tabi bu değişimlerin bi çok alanda olduğu gibi sinema sektöründe de taraftarları vardı.
1971'de çekilen A Clockwork Orange'ın Alex'i, 1975'te çekilen One Flew Over the Cuckoo's Nest'in şimdi adını hatırlayamadığım, Jack Nicholson'ın canlandırdığı karakteri pozitivist okulun işlevsel olmadığını ve hapishanelerde insanların çürümesi gerektiğini yüzümüze vuruyordu.
sonuç bölümüne geldiğimde söylemek istediğim şey; "dünya artık büyük bir köy."
(kompoziyson sınavı olsa ve sonuç bölümüne öyle başlasam en fazla yarı puan alabilirim.)
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gadaş, kalk gidek
Çevremde “sen de gadaş ben de gadaş gel gidelim yavaş yavaş.” diye şarkı dinleyen bi azeri var, tabi birçok da yaralı ve duygusal anadolu yiğidi. Hal böyle olunca o şarkı da, sözleri sadece o sözlerden oluşuyor, bluetoothlardan yayılmış, patlak hoparlörden çevre kirliliği yapmak için can atıyo. Virüs olsa ancak bu kadar çabuk yayılır, hoş virüsten de farkı yok ya, dinleyende ufka dalmalar, etrafa manalı bakışlar atmalar gibi tuhaflıklar gösteren bi hastalığa sebep oluyo. Gören üç çocuğunu depremde kaybetmiş, kırkbeş yaşında adam sanır bunları, daha az önce itişip kakışıyodu pezevenkler.
Aklıma takılan konu hala kabilecilik anlayışının olması. Hani sanayi devriminden sonra çekirdek aileye geçilmişti? Sırf amelelik yapsın, diğer aile ataklarına karşı resistans sağlasın diye fırt fırt çocuk doğuran aileler artık yoktu? Var işte, tek ortak noktası gadaş olmak (gadaş belki kardeştir dedim, değilmiş, genç demekmiş), hem madem genç bu yavşaklar niye yavaş yavaş gitmek istiyorlar, yaşlanınca ne bok yicekler? Ha işte tek ortak noktası genç olmakmış bunların; nerden baksan iki milyar yüzotuzdört milyon yediyüzyirmiiki genç vardır şu yaşlı gezegenimizde, hepsi bi gadaş bulup yavaş yavaş gitse çökmeyen kapitalist düzen, bozulmayan komunist sistem kalmaz şerefsizim, ne saçma şarkıymış lan, şimdi iyice anladım.
Benim bu yayık ağzım iki lafı doğrultamıyo, haliyle kalemime de aksediyo bu özelliğim.
Niya aynılar toplansın ki? Kate Winslet “the reader”da onbeşlik delikanlıyla mutlu değil miydi? Farklılıklardan ne kadar korkuyoruz. Ortalıkta bi zenci var mesela, diğer onaltı milletten insan alttan alta dışlıyo onu, tamam çocuk da biraz cins ama, kara olanlar hala öteki aklımızda, en fazla hafif gayliğe meyilli olanların pipisini kesip hareme ağa yapmışız onları. Dünya barışı, misafirperver ulu millet falan tamamen hikaye, sokakta görsem kapıyı pencereyi kapatırım anasını satayım.
Özet geçecek olursam “ben de insanım, sen de insansın gel evime kahve içelim” diyenlere kanmayın.
evlenip de balayına gideceğ...
hani bi şeyi eleştiririz eleştiririz de sonra yapmak isteriz ya da yapmak zorunda kalırız, daha sonra onun için bi sürü laf söylediimiz insan o halde bizi görür, nası bi pişkinlik hissi kaplar bizi, yanındaki "eyvah boka bastım" duygusuyla birlikte. durun hemen heyecanlanmayın ne yaptı bu diye, sadece aklıma geldi bu şey. mesela ben teee ezelden beri msn şeysinde sadece "ahmet" yazan birisiyim, kendime hep sade insan olmayı yakıştırdım, ergenliğimin doruk yaptığı zamanlarda bile ahmetti o, kimseye atar yapamadım o iletiden, atar ne? çok kullanıyorum ben atarı. bazen tüm evrenin sırrını 3 kelimeyle anlatıını düşündüğüm cümlelere rastlardım, içim içimi yerdi onu yazmak için ama dur sen ahmetsin derdim. o bu değilde havalar da negzel, yazıyı toparlayamıyorum.
goodfellas izledik, godfatherdan daha iyi bi mafya filmi bence, scarface ile birleşip gta vice city i oluşturmuşlar sanırım. kahraman isimleri, ses tonları bunu gösteriyo. tanıtmıcam onu, çok kişi izlemiştir zaten.
zakk wylde ki o gitarı öttürür.
http://irc.lv/video?id=umliBDH2nfWZozzy osbourne budokan 2002 konserinin tamamını izleyen pişman olmaz.
göz kırpmak gerek
çok kişinin bu göz kırpmalı fotografı var.
nargile dumanı savururken, plajda, yüzerken, enercik zıplamalı x işaretli olduğu gibi, araba sürer gibi yapılanları da ekleyebiliriz.
benim hiç yok a dostlar, hepsi eğreti duruyo, marjinal bi piç olmaya kalktıımı sanmayın, fotograf çekinirken kasıyo kaslarım, mesela böyle göz kırpıp hayatta poz veremem ben, 10 kişiden sopa yemiş hint fakiri gibi yamuk yumuk durur suratım. nargile dumanı üfürürken poz versem anneannemin hamurlu bişiler yaptıı o toprak şeyin duman çıkarışı gibi duman çıkarırım anca. plaj ve yüzmek mi dedniz? göbek var en göbeğinden asdfhh. zıplama falan bozar zaten, bugüne bugün koca pezevenk olduk. arabanın direksiyonlu koltuuna ise hiç oturmadım.
bakın bu hanımabla ne güzel poz vermiş, manken belki, ondandır ama benim de şişeden gazoz içerken fotografım var;
kısa kısa kısa
*lady gaga freddie mercuryi görmüş,
slm pls asl nbr, ben senin sölediğin radio ga ganın beautiful, dirty, rich versiyonuyum, daha 1 albüm, azcık single falan çıkardım ama sizden daha ünlüyüm demiş. freddie mercury de ona another one bites the dust, show must go on demiş.
slm pls asl nbr, ben senin sölediğin radio ga ganın beautiful, dirty, rich versiyonuyum, daha 1 albüm, azcık single falan çıkardım ama sizden daha ünlüyüm demiş. freddie mercury de ona another one bites the dust, show must go on demiş.*kardeşimle alışveriş için çanakkale merkeze gittik, asıl amaç her yerinden temazsızlık akan laptopumu garantiye vermekti, 21 yy de hala fatura istiyolar garantiye almak için, tabiki bende yok, bütün masraflar döte girdi.
*kardeşimin hiç acıması yok, ben maaş almaya başladıımda kesinlikle beni batırıcak.
*asos usulü sıcak waffle, akıtma arasında dondurma.
*okul açılmadan önce bi milyon amelelik beni bekliyor, 6-7 ay için taşınmak ne zor.
*çanakkale merkez ve bigada uykusuzun 2 eylül sayısı yok!
*pengueni sevmiyorum, erdil yaşaroğlunu da.
*pucca ve mayonezi severimi twitterda takip etmiycem! bak twitter gülben ergeni takip et dedin, dinledim, şimdi sıra sende o ağlak karıları, kız şeysilerini önerme artık bana.
*notre dame de paris müzikali çok güzel.
kib bye aeo.
aha şarkı adı geçer de şarkı olmaz mı?
innuendo:
another one bites the dust: (bu sözü federal olunca öldürdüüm lanet bi uyuşturucu tüccarının arkasından sölücem)
eh, eh:
bi de moonlight shadow olsun nölüüüüür:
amy mcdonald ile mike oldfieldi karıştırıyorum ben.
*evet 2 absürd fotografı bulmam da uzun sürmedi.
inciden trakya
--spoiler--
bi defa trakyada 3 şehir var ama nerde kime sorarsan sor nerelisin diye "trakyalı biz byeaaa" cevabı alırsın. mikro bölgesel milliyetçilik yoktur.
akraba evliliği kesinlikle yasaktır. ensest sapıklıklar yoktur yani.
türban çarşaf sorunları yoktur. gericilik çoktan silinmiştir.
daha çok sey var ama özet geçiyorum.
--/spoiler--
http://inci.sozlukspot.com/e/15965329/
bi defa trakyada 3 şehir var ama nerde kime sorarsan sor nerelisin diye "trakyalı biz byeaaa" cevabı alırsın. mikro bölgesel milliyetçilik yoktur.
akraba evliliği kesinlikle yasaktır. ensest sapıklıklar yoktur yani.
türban çarşaf sorunları yoktur. gericilik çoktan silinmiştir.
daha çok sey var ama özet geçiyorum.
--/spoiler--
http://inci.sozlukspot.com/e/15965329/
incide yazmıyorum ama adam haklı.
bi zaman sonra gelen edit: üçüküncüyüm.
bi zaman sonra gelen edit: üçüküncüyüm.
biga - istanbul - biga
böle param parça bişiler yazıcam galiba;
* bandırmada ilk molada elektrik tesisatçısı tarzı bi abi yetkili birine benzeyen birine muhabbet açmak için bandırma da il olamadı dedi, sonra 6 saat de çok uzun dedi, yetkili abi buna ben daha 18 saat bilmem nereye uçucam dedi, elektrikçi abinin o anki yüz ifadesi oha mnski gibi bişi idi.
*otogarda böle en bi güzelinden ingiliz bi abla bana excuse me where is metro station diyinca bi an daldım ve cevap verememekten korktum fakat yardımsever ve misafirperver biri olan ben metroyu tarif ettim, ama gözler var yaaa, neyse orda karagözlüler kıymetliymiş.
*divane seyyahlara rastladım bi de saçları ümit davala styla yanları 3 numara üst tarafı normal kız saçı olan hintlimsi 12-13 yaşında, 1 sigarayı 8-9 kere karabaş yapıp içen bi kız ve avrupa styla yakışıklı bi elaman, tahminen 23-24, üstleri böle ıyk gibi, sefer tasları sırt çantalarına asılı, türlü senaryolar kurdum, insan tacirlii aklıma en yatkın olanı.
*bence sevgiliyle iftar yapmak garip bişi, düşünsenize sözleştiiniz gün ağzınız kokuyo, svgilim olsa, iftar için buluşucak olsam oruç tutmam çaktırmadan, belki de bu tarz şeyler sevgililer için mühim deildir, bilemem.
*forum istanbulda kaybolabilme tehlikesi yaşayabilirdim, az daha aç olsaydım, angarada alışmadık biz öyle yerlere.
*esmer olup da genç yaşta selüliti olan birini gördüm, sanırım solaryum diye bi güç var.
*çarşambaya yakın bi yerde gördüüm çarşaflı kız sanırım hayatımda gördüüm en güzel yüze sahip insandı.
*lazla alışveriş yaparken kayserili ile yaptıımızdan daha çok dikkatli olmalıyız.
yorgunluyum ben yaaa, çok zamandır yazmıyorum, yazmalıyım dedim de bişi çıkmadı pek.
*bi de ben duygusuzum haa, onca yılımın geçtii eve 4 yıl sonra girdim ya da 3 yıl sonra, tam bilemedim, herkese farklı sene sölüyom oturup hesaplamak zor geliyo, 4 senemiş, hesapladım asdfgh ne duygulandım ne ettim, millet ağlıyo lan.
ayşe armanın aklı karışmış
---spoiler---
YURT dışında yaşadığım için, Türkiye'ye girişte havaalanında oyumu verdim.
Ve birden kendimi çok kötü hissettim.
"Ben başka bir şey söyleyecektim, acaba başka bir şey mi söyledim" duygusuna kapıldım.
Panik oldum.
Şöyle ki...
Kağıdın solunda "Evet" yazıyor, sağında "Hayır".
Sana mührü veriyorlar, kabine gidiyorsun.
"Hayır"ı işaretliyorsun ama "Evet" yazıyor.
"Bu ne ya!" oluyorsun, dumura uğruyorsun.
Ben öyle oldum yani.
Ben "Hayır" diyecektim, burada "Evet" yazıyor!
Çünkü mühre "Evet" yazmışlar.
Yani şıkların sadece "Evet" ve "Hayır" olduğu bir durumda; mührün "Evet" şeklinde olması tuhaf değil mi?
Üstelik sakıncalı da.
Kafa karıştırıyor.
Ayrıca sayım sırasında hata olabilmesi de mümkün.
Gerçekten "Hayır" olan o "Evet"lerin, doğru değerlendirileceğinin garantisi var mı?
Kağıdın üzerinde her tarafta "Evet" yazıyor!
Bu ayrıca insanda, "Sen hayır desen, kaç yazar?" hissi de uyandırıyor.
Ya da sen "Hayır" demeye çalıştıkça, birileri sana "Evet" dedirtiyor gibi geliyor.
Bir tür psikolojik baskı gibi.
Benim hiç ama hiç hoşuma gitmedi.
Niye çarpı koymuyoruz?
Ya da başka formül bulunmuyor?
---/spoiler---
ne demek istemiş ki bu yazıda? evet e ve ya hayır a evet diye basıcan işte, sanırım kadın -erkek ilişkileri anlatmaktan daha kafa karıştırıcı bi durum bu, bi de oy sayarken karıştırılmasından bahsetmiş, sayılırken evet e evet, hayır a evet diye sayılcaını sanıyo sanırım ki usulsüzlük her türlü yapılıyor zaten, hani bi bok atayım, ne olursa olsun var ya, o işte.
bence adını google a sorduumuzda bu şekil sonuç çıkartan birisi helloya poz vermeye devam etmeli.
dediğimi yutturabilirsiniz, bu yazı evet yerine "tercih" yazılmasını sağlamış mühürlerde.
tespitim geldi
isorakla deniz kenarına indik böle hebele hübele konuşuyoduk gene, onu bunu eleştiriyoz falan, işte tüm kapalılara salak gerici diyen kaşarlar, tüm açıklara kaşar diyen salak görgüsüz kapalılar falan (evet ben ciddiye benzer bişiler de konuşabiliyorum), konu öğrencilerin bi evde toplaşmasına geldi, komşuların çoğunun aha olay kopucak diye düşünmesi falan filan, onlar hani bi evde 2 cins olarak sadece o iş için toplanıyomuş gibi, sonra freudu haklı çıkardıkları geldi, daha sonra da böyle düşünenlerin eğer okudularsa lisede felsefe dersinde freud a sapık dedikleri ama ondan farklı düşünmedikleri. işte bu da böyle bi tespitimdir, freud yine yavşaktır o ayrı, cinsellik dışı konulardaki tespitlerini ve psikanalizin temelini oluştumasını müstesna tutarım o ayrı.
karikatür de iyi ha bi tık edin de büyüsün, okuyun.
ben ne buldum
ankaradayım ya ben bi haftadır, çok nadir yerleşim yerlerine giderim ben, hayatım zörtte zurtta geçer genelde, aha sincanın bi yerlerine gitmiştik ve bulduum bmw, onu koruyan bi delisi de vardı, fotografını çekiyorum diye kızdı bana.
seqill, sheqill falan gördümdü ama hiç shekill aslında SheKill de olabilir diye düşünmemiştim ki ben, hayırmı yazıyo bi de orda, mi ayrı yazılır eşek diyesim geldi sahibine.
+18 ve playboy tavşanı zavallım olmassa olmaz
sofra beziyle örtülü ön cam ve ankara milliyetçiliini sembolleyen 06 xxx 06 sarmal kafiyesine sahip plaka.
Ankamall'daki kadın subay...

bunu yazdım diye başıma bişi gelsin istemiyorum, öncelikle belirtmeliyim ki ergenokoncu diilim.
bugün isorakla ankamalla gittik, fotograf bastırmak için, bastıramadık o ayrı bir hikaye tabii. neyse dedim madem bi işi beceremedik bari boynere girelim de ne var ne yok bi bakalım belki bişiler yakalarız. tam o anda bir adet kadın binbaşı yanında da emir eri olduğunu düşündüğüm takım elbiseli, 3 numara saçlı falan filan. bu abla eline de sivildeki çantasını takmış, aldığı şeylerin poşetlerini askere vermiş geziniyordu. nesi anormal bunun? bence o kadının üniformalı olması anormal, askeriyenin içinde olması zati anormal; hadi polis teşkilatına alınıyor çünkü kadınların da aranması gerekiyor falan, askerde ne oluyor? off çok saçma oldu be ama ben bu anımı paylaşmak istiyorum, olaydaki çarpıklığı anlatmak istediydim olmadı, siz anladınız ama ben biliyorum.
işbu yazdıklarımın hepsi honolulu devletinde geçmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









