alıntı: görkemden, evet - hayır falan

orjinali burda, bezdirmişler onu, ben de bezdim.

Ulan bi' siktirip gidin. Herkes lafta, herkes konuşuyor. Çaba sarfetseydeniz o zaman. Evet ya da hayır ne değiştirecek? Düzeni değiştirmek istiyorsanız çaba sarfedin, değişmeyeceğini bile bile çaba sarfedin. Buralardan küfretmekle olmuyor bu işler. Oyla da olmuyor. Hayat sokaklarda. Netten bağırdığınız kadar gerçekte de bağırın. Bağırmak da yetmez, plan yapın. Karşınızda kim var, ne var iyi bilin. Güç kelimesi bile az bu durumda. Karşınızdaki feleğinizi bile döndürür. Vıyaklamalarla olmuyor bu iş. Hayır demekle, evet demekle olmuyor. Kendinize gelin, kendinize gelin. Görmüyorsanız bile düşünün.
Gerçekten bıktım artık.

gerçeği de burda:

bi film daha: ghajini


hindistan şeysinden çıkma film, bolywood mu bollywood mu tam bilemediimden kıvırır gibi yazmak istedim. ghajini, klasik Türk filmi tadında aşk var, zengin erkek, fakir kız ama biraz farklı işler. aşkın yanında aksiyon da var, hem de bayaa güzel dövüş sahneleri, vur shanjay vur dedirtiyo. işlediği duyguları hissettiriyo film hemi de.

3 saatlik film çekmişler, en son benjamin buttonun garipli hikayesini izlemiştim bu kadar uzun, onda sıkılmıştım, bu sıkmadı.

aralarda klasik hint filmlerinle dalga amaçlı mıdır nedir bilemedim şarkılar ve danslar da var, hem de güzel :) en azından sözleri güzel geldi bana.


izleyin işte yav, spoiler vermeden bu kadar.

diyalog, replik vereyim biraz:

velet: anne ben kime güveneceğim?
anne: önce bana, sonra herkesin güvendiği şeye güven, banyo sabunumuz, hamam sabunu.

sanjay:
onun gözünde sıradan bir adam.
ve sıradan biri gibi de onu kazanmak
istiyorum.
bu yüzden bugüne kadar ona
gerçeği anlatmadım.
yarın kabul ederse,
o zaman gerçek ona shanjay singhania
olduğumu söyleyeceğim.
eğer kabul etmezse..
sachin olarak...
hayatından uzaklaşacağım.
artık yarını bekliyorum.

kalpana:
fakat dayım ona ihanet etti. bütün arabaları ele geçirdi. babam çektiği acıdan dolayı vefat etti. işte o gün yemin ettim... eğer 3 tane araba almazsam evlenmeyeceğim diye.
sachin/sanjay:
üç tane mi? bir tane eksik olsa olmaz mı?
kalpana:
asla.
bekleyebilirsen biraz bekle.
ya da kendine göre bir kızla evlen.
sachin/sanjay:
hayır... bekleyeceğim.

the royal tenenbaums


ilk önce baktım filmin adını doğru yazdım mı diye, evet başarmışım :). 2. film tanıtma şeysini yazıcam, ilkine ilgi 0 dı, buna ilgi gösterin, dikkate alın, filmi izleyin, pişman olmazsanız. bi aileyi konu alıyo film, tenenbaums. filmde gerilim yok, kovalamaca yok, pornografi hiç yok, bi ara margotun bacaklarını gözümüze gözümüze sokuyolar sadece, o da pornografi değil yaradanın yarattığı güzel bacaklar :). kahramanlar hemen hemen aynı şeyleri giyiyo film boyunca, hepsinin kendine özel tarzları var, richienin tenis tşörtü üstüne krem takım elbisesi, kol ve kafa bandı, chas ve çocuklarının eşofmanları, sadece yerine göre renk değiştiriyolar, spoiler olmasın diye nerde olduğunu sölemicem :) buna benzer ufak ufak sevimli sahneler var filmde, margot ile royalin cafede dondurma yediği sahne mesela orda bi sürü baba kızıyla oturuyo, aile dağılıyo filmin başında, tekrar toplandıklarında şimdiki zaman işleniyo fakat elbiseler hala dağıldığı zamana ait, bu da hoş geldi bana.

soundtracklar çok güzel, beatlesla başlıyo zaten film, hem de hey jude ile.

kahkaha atmıcaksınız ama sürekli gülümseyeceksiniz filmi izlerken.

filmin en güzel sahnelerinden biri sanırım gelmiş geçmiş en iyi otobüsten inme sahnesidir aynı zamanda, margot yapıyo bunu, sahnenin resmini vermicem, nihaha :)

iki diyalog bi de en güzel sahnesinin video linkini ekleyip gidiyorum, spoiler yazmıcam.

chas: is it dark?
richie: of course, it is dark, it is a suicide letter.

meal:
* iç karartıcı mı?
-tabiki, o bir intihar mektubu.


royal: can I say something to you, henry?
henry: okay.
royal: I've always been considered an asshole for about as long as I can remember.uh, that's just my style. But I'd really feel blue if I didn't think you were going to forgive me.
henry: I don't think you're an asshole, royal, I just think you're kind of a son of a bitch.
royal: well, I really appreciate that.


meal:

*sana bir şey söyleyebilir miyim henry?
-evet.
*ömrüm boyunca bir piç kurusu olarak görüldüm ama bu benim tarzım. ama beni bağışlamadıysan bu beni çok üzer.
-bence sen bir piç kurusu değilsin royal, orospu çocuğunun tekisin.
*bunu duyduğuma sevindim.

filmi izlemicekseniz bile bu sahneyi izleyin.

http://www.youtube.com/watch?v=9pyBB7y8fDU





kısa kısa kısa




*lady gaga freddie mercuryi görmüş,
slm pls asl nbr, ben senin sölediğin radio ga ganın beautiful, dirty, rich versiyonuyum, daha 1 albüm, azcık single falan çıkardım ama sizden daha ünlüyüm demiş. freddie mercury de ona another one bites the dust, show must go on demiş.

*kardeşimle alışveriş için çanakkale merkeze gittik, asıl amaç her yerinden temazsızlık akan laptopumu garantiye vermekti, 21 yy de hala fatura istiyolar garantiye almak için, tabiki bende yok, bütün masraflar döte girdi.

*kardeşimin hiç acıması yok, ben maaş almaya başladıımda kesinlikle beni batırıcak.

*asos usulü sıcak waffle, akıtma arasında dondurma.

*okul açılmadan önce bi milyon amelelik beni bekliyor, 6-7 ay için taşınmak ne zor.

*çanakkale merkez ve bigada uykusuzun 2 eylül sayısı yok!

*pengueni sevmiyorum, erdil yaşaroğlunu da.

*pucca ve mayonezi severimi twitterda takip etmiycem! bak twitter gülben ergeni takip et dedin, dinledim, şimdi sıra sende o ağlak karıları, kız şeysilerini önerme artık bana.

*notre dame de paris müzikali çok güzel.
kib bye aeo.

aha şarkı adı geçer de şarkı olmaz mı?

innuendo:

another one bites the dust: (bu sözü federal olunca öldürdüüm lanet bi uyuşturucu tüccarının arkasından sölücem)

eh, eh:

bi de moonlight shadow olsun nölüüüüür:

amy mcdonald ile mike oldfieldi karıştırıyorum ben.

*evet 2 absürd fotografı bulmam da uzun sürmedi.