yardım lazım

Hala takip eden olduğunu sanmıyorum ancak kendime meşgale olsun diye açtığım youtube kanalıma amatör balık avı videolarımı yüklüyorum. Olur da takip etmek isterseniz şu videonun olduğu kanalı takip edebilirsiniz, iyi günler ve iyi akşamlar.



https://youtu.be/Q3eKEBRZpbk

kısır sevmem

aynaya baksalar kendilerinin bile garipseyeceği alakasız renklerde kıyafetler giyen üç kişi sanki dördüncülerini beklermişçesine kahvenin dışarıdaki masalarından birinde oturuyorlardı. bazen dördüncü hiç gelmez, yancılar gelir ama dördüncü gelmez. kimisi de sadece ikinciyi bekler, o da gelmez ama bu başka zaman değinmek istediğim bir konu, ikincisi olmayanlara kolaylıklar dileyerek biz asıl adamlarımıza dönelim. kahvede oturan üç kişinin içerisinde kadın olacağını düşünmüyordunuz herhalde, hem de ülkenin bu coğarafyasında? bu tuhaf adamlardan her birinin farklı farklı bir derdi olduğu anlaşılıyordu, ama en gençten olanınınki apaçık gönül yarası idi, ben de yaklaştım yanlarına, 101 oynayacaksanız varım dedim, aslında tek niyetim bizim delikanlının içindeki karanlığı az dışarıya çıkartıp bir yerlerde kullanmaktı. yarası var belli ama daha ben ondan ufacık bir kan damlası sızdıramadan o okey ile bitti, gamsızdı anlaşılan, benim tırnağım kırılsa yemek yemeyi unutuyorum, bu delikanlı taşları cin gibi takip etmişti, ya ben yanıldım bunun yarası var diye, o beni yaralamakta kararlıydı ya da hakkaten gözlerinden kalbinin kan ağladığı anlaşılırken taşları inci tanesi gibi dizebiliyordu. belki de sadece bir profesyoneldi, ben hiç bir zaman profesyonel olamadım, bazen öyle davranmam gerektiği için mişim gibi davrandım. 
az zaman geçti, 3 çaya 1 sigara yaktık, adının Hadi olduğunu öğrendiğim genç dökülmeye başladı, en çok taş dizişimi severdi dedi, kısır perlerime bayılırdı. nasıl bir manyak oğlu manyaksa inşallah bu bir hanım değildir diye geçirdim içimden, kısır yapıp günlerde dedikodu yapacağı yaşta kısır perlere hasta bir hanım düşüncesi beni epey korkutmuştu. bilirsiniz kısır ve dedikodu seviye, kültür, toplum ayırt etmeksizin etrafımızdaki hanımların en büyük gerçeğidir. bulgur, salça ve az ılık su ile tüm kadınları aynı kefeye koydun demeyin, kefe dışında bir kişi her zaman vardır ve o sizindir. siz de birinin tek kelimesine dünyanızı değiştirirsiniz, istemese de değiştirirsiniz, göz kırpışına ölürsünüz belki ama Hadi yapamamış, son oyunda kafa attığında elinde bir tane bile kısır per yoktu, sayıları dizmişti ardı ardına. ben kısır da sevmem, çok şişiriyor dedi.

geç değil

tedavülden kalkmış bi ünlü gibi yaşıyorum, zaten bakmasam da eskimiş sayılacak fotograflardan iyice kendimi görmeye başladım, fotograftan değil, dışarıdan görmeye başladım, siz kendi fotografınızı kendinizin çekmiş olduğunu düşündünüz mü hiç? hayır selfie çubuklarınızdan bahsetmiyorum. bir ihtiyarın sözlerini okumuyorsunuz, henüz 30 yaşındayım, "hayır ama hiç bir şey için geç değil" diyeceğiniz insanlardanım anlayacağınız. güzel kıyafetler de giyerdim, parfümlerim farklı farklıydı, notaları vardı, artık şarkılar bile notalarını kaybetti, hepsi aynı tıngırdıyor. açayım da bi ses olsun. maziden dem vurup şimdiyi yerin dibine sokmak değildi amacım. bir pimapenci ile tanıştım, eskimiş pencerelerinizi söküp yerine size daha fazla konfor sağlayacak olanları takıyor, tam da ihtiyacım olan değişim, daha konforlu hale gelmem lazım. ellerim titriyor, uyumuyorum, uyumadığımdan ellerim titriyor zaten. bunu tespit edeli de çok olmadı. pimapenci diyordum, tokayla topladığı uzun saçları var, oldukça dalgalı, dış görünüşünde dikkat çekici başka bir şey yok ama bir bütün olarak tarzı olan biri olduğu hemen belli oluyor. ustalar hayranlık uyandırıcı insanlar, gündüzleri böyle toz pislik içinde olduğuna bakmayaymışım, akşam olunca şehrin popüler mekanlarında takılırmış, o da bir kaç gün önce biriyle tanışmış onu anlattı bana.

dediğine göre tanıştığı o adam güzel olan ne varsa düşman olan, yan yollara sapmayı seven biriymiş, mesleği ise illegal bankacılık. kendini Ralto olarak tanıtırmış, ne lanet bi isim, sanırım o da tarzı olduğunu düşünüyor ama sonuna kadar bu Ralto denen ne bok olduğunu anlamadığım adamın hikayesini dinlediğimde kan emicinin teki olduğundan başka bir şey düşünümedim. 10 sene öncesine kadar taksi soförlüğü yaparmış, sonra bi yolunu bulup plakası ile birlikte direksiyon çevirdiği taksiyi de almış, ardından da durağı. borç para dağıtıp katlarıyla iadesini sağlamış, taksiciden bozma bi tefeci. daha kötüsü dolmuş şoföründen bozma bi tefeci olurdu. her başarılı tefecinin arkasında bir avukat olur, avukatların da kasası. geçenlerde bu avukatın bürosunu patlatmışlar, etme bulma dünyası ya, bütün senetlerin içinde olduğu kasa da yokmuş şimdi ortalıkta. alacaklılar da bu olayı duyunca teknesini batırmış, kenardaki ağlarından başka bir şeyi kalmamış balıkçı gibi çöküvermiş koca banka. şimdi yine direksiyon sallamaya devam ediyormuş.

çok konuşası varmış ki eşiyle olan tanışma hikayesine başladı, ben yeni tanıştığım birine her şeyini anlatmak isteyen insanlardan değilim de karşımdaki o nadir türlerdendi anladım.

bu abinin babası imammış, sunni hakiki imam, bi kız sevmiş alevi, eşiyle dedim bütün heyacanı kaçtı ama okuyuverin. haliyle babası "elalem ne der, kesinlikle razı değilim" demiş, çocuk da binbir acıyla kızla olan tüm irtibatını o an kesip kendini yakarken kızı bitirmiş. sonra içi rahat etmemiş, napsam napsam diye düşünürken aklına bir tilkilik gelmiş, başlamış psikolog psikolog gezmeye, yardım isteğini etik kuralları dışında para kuralları ile bakan birini bulana kadar hiç yoksa 7 ayrı kapıyı çalmış, sonunda o zamanın 300 milyonu karşılığında teklifini kabul etmiş bi abla, yaşıyomuşsa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmet eylesin.

dalavereden bir geçmiş yazmışlar, 4 aydır tedaviye gidiyormuş bizimki de intihara meyli varmış da psikolog hanım mutlaka babasıyla görüşmek istemiş. tabi adamcağız oğlunun intihar edip cehennemi boylamasına göz yumamayacağından ertesi gün apar topar varmış yanına. psikolog sürekli kızı anlattığından, halinin itten beter olduğundan bahsetmiş bir kaç bilimsel terimle birlikte. sonra babası bunun evine gitmiş, konuşurlarken "baba ben içki sigara içerdim bu kız bıraktırdı" minvalinde bir şeyler söylemiş, sonra diğer odadayken oğlunu merak eden annesiyle babasının telefon konuşmasına kulak misafiri olmuş da babası "valla hanım benim anladığım bizimki bu kızla evlenmezse başımıza büyük bela alcaz bi de sanırım alevi olan bizim çocuk, kız has sunni, gel biz de evet diyelim zaten ankarada yaşayacaklar, memlekettekiler nereden duycak da laf olacak" diyormuş.

şimdi 2 çocukları varmış, kaderleri düzgün olsun. hiç bir şey için geç değil.

Varsa şekerin

Cuma sabahı 07.50'de alarm çaldı ve haftasonu bu saatte halısaha maçı mı alınır diye kızmak uyandıktan sonra ilk işim oldu. Akşam alsaydınız, zaten haftasonu herkes musait diye söverken kiminle halısaha maçı yapacağımı düşündüm, en son bir sene önce henüz bir trakya kızanıyken maç yaptığım ve ankarada maç yapan bir tayfamın olmadığı aklıma geldi. Sahi kiminle yapacaktım?  Sonra maç için kalkmadığıma ikna oldum ama cumartesi sabahın köründe neden uyanmıştım ben. On dakikanın sonunda cuma olduğuna ve işe gideceğime kendimi ikna ettim, şanslıydım ki evden çıkmadan içeceğim 3 sigaradan önce bir şeyler yiyebilmek için ekmek vardı. 
Ankara'da çalışmaya başladım. 2 ay olacak buradayım. Kitap okumuyorum diye falan ağlanıyordum. Artık okuyorum. Bir sürü bok var ama dünya yeminle güzel bir yer. Çok ağlamayın. 


Ali dayının dünyanın güzel bir yer olmasıyla alakası yok. Milletin verdiği kıyafetleri başkalarına para almadan dükkanında sunuyor diye kimseyi yüceltecek değilim. 



prestige içmeyin

en son altı aydır çalışıyorum diye yazmışım. şu an üzerine bir sene daha koydum. kendi hayatım oldu, bundan önceki dokuz yılda tanıdığımdan fazla insan tanıdım, ismini bildiğim ancak oturup bir çay bile içmediklerimi tanımıştan saymıyorum. bir kere taşındım, çalışmaya başladığım yerden altmış km uzağa gittim, dört aydır yeni yerimdeyim. hala aranıyorum, kuş var gel diyorlar, a ha diyorum ben kendimi sevdirmişim. başkası arıyor, gel ne zamandır saç sakal yapmıyoruz, söz bu sefer kazıklamayacağım. onun aldığının iki katını iteliyorlar artık, o bilmiyor, cila yapıyormuş ipne, üç tel saçım var yapacağı cilanın mk. insanlar hala ölüyor. bazıları kaçıyor, bildiğin tası tarağı toplayıp kaçıyorlar, o arada ölüyorlar. kitap okumuyorum, eskiden burada okuduğum kitaplardan beğendiklerimi yazardım, şimdi kitap alıyorum ama okumuyorum. inşallah beş ay önce başladığımı bugünlerde bitireceğim. film de izlemiyorum, bilen bilir ilk zamanlar burayı film tanıtmak için kullanıyordum. requiem for a dream falan. hande yener'in şahane şarkıları varmış, boşuna kötülemişiz
, güllü'yü zaten severdim. judas priest açsanız hell ridera yarım dakika dayanabilirim. beatlesın bir şarkılık hatrı kaldı. evet eskiden şahane sololar atan harika adamlar biliyordum. artık yormayan şeyler arıyorum. sadece şarkıda değil, yorulmaktan bıktım, kırk saat uyumamanın sonunda aynaya bakınca lan bu halde yatağa girsem yatağa ayıp demekten bıktım. ne boka yarıyorum bilmiyorum. şahane insanlar, şahane hayatlar var. çok nadir kenarından geçiyorum. ağlak bir şair cümlesi gibi olmadı umarım. bagajımda oltam, katlanan sandalyem, bir cezve ve kamp tüpü var. alıp başımı gidemiyorum ama orada olmaları iyi geliyor. toplasan üç kere kullandım. bir rapala alalım da lüfere atarız, ha? 

bakın altı aydır çalışıyorum, dünya yaşanacak bir yer değil diyemem güzel yerler bol, oradaki dayılar gel bir de bize sor diyebilir ama bol. yirmiüç yaşındaki birine fazla gelecek pislik gördüm, görmediğimi de duydum, ekmek aldığınız fırıncı bile bir sürü halt yiyebiliyor. ağlayan kadınlar çok, yalandan ağlayanlar çok. kim yalan söylüyor anlar oldum, insan sarrafı gibi ama tam değil. sonra yirmi yaşında bir çocuk kucağımda öldü, ben o zaman yirmiiki yaşındaydım, can vermek hakikaten kolay şey değilmiş. kendi canını almak isteyen insanlar da çok, kardeşi istediği kanalı açmadı diye onbeş minoset içeni de gördüm, arabası çalışmadı diye alkol komasına gireni de. komaya girmeden önce de şahine tekme atmış, sağlam araba ayağında kırık var. aç kalınca ahlak, din, hukuk, toplum ne varsa hiç biri kalmıyor, öncelik doymak. maslow'u sikeyim o aç kalmış insanlardan pek haberdar değildir. hırsızı aklamıyorum, ipne de bol. her şey bol. kaygı var dert de, uyku pek yok, uyumuyorum. elli yaşında adam gecenin bir yarısı rahatsızlandım diye arıyor, yine uyumuyorum. aklıma bir şey geliyor bu sefer kırkbeş yaşındaki adamı ben arıyorum sabaha karşı, o zaten uyumuyor. yaşlardan bayağı bahsettim; yirmiüçe kadar güzel geçmedi, yediden öncesi harbiden güzeldi, sanırım ne kadar yaşarsam ömrümün kalanı yediye kadar olanın bedeli olarak geçecek.

Splinter


evde bundan var, oturup konusuyoz, karşılıklı çekirdek citliyoz. ben hasta olunca o da hasta oldu. adi splinter, her seyden korkuyo.

etensin

http://ahhmetsahin.tumblr.com da yeni fotoğraflar var. Blogger tumblr gibi seri olmadigindan telefonla ugrasmadim. Bakarsaniz comment.

ziyanlik

Oyle bi yerdeyim ki film banyosu yapan yok. Bunlari instagramlar dururum.


boyle oldu

bugün afgan bir çocuk geldi. beni kandırıp pasaportumu aldılar. gece
kaçtım, karnım çok aç siz de ben de muslumanim, once karnimi doyurun sonra konusalim deyince kendi ogle yemegimden ona da soyledim, kendi paramla degil, bunun odenegi var. Bulundugum yerde sorgulamasini yapamadik. Evraklarini hazirlatip sehir merkezine goturulmesini soyledim. Daha sonra benim de isim oldugu icin aracta gidenlerden biri ben oldum. Yolda sen digerleri gibi konusmuyon, bi sey itiraf etcem, pasaport hic olmadi van'dan kacak girdim. Beni dovcekler mi goturdugunuz yerde diye sordu? Yok dedim dovmezler. Daha sonra Ankara'dayken calistigi yerlerden bahsettik. Biraktik geldik. Afganistan'a yollanacak.  Hakikaten tabletini ve 250 lira parasini carpmislar.

assos - fotograflar

assos güzel bir yer, gidin görün. bu kadar.

bunlar konica pop hexanon f4 ile çekildi.












buradan sonrası ise kodak retinette 1a ile


üstteki fotograf assos'tan değil karabiga'dan














tekirdağ fotograflar

bunlar da bi önceki yazıda bahsettiğim fotograflar, filmimde sorun varmış sanırım, bazı fotografların üzerinde iz olan yerler var. kodak retinette 1a ile 200 iso filme çektim. zerre düzenleme yapmıyorum.


 ilk poz olduğundan yarısı yanmış ama hoşuma gitti.


nedim amca








orhan




 burası gelibolu

nedim amca ve kamp

tekirdağ uçmakdere'ye yamaç paraşütü ve kamp yapmak için üç kişi gittik, çadır kurmaktan anlamıyorduk. yanımızda menemen ve sucuklu yumurtaya yönelik yiyecekler vardı, 3 günde kimse ölmez biz de ölmedik. kamp yaparsanız tuvalet meselesine odaklanmayın, yokmuş gibi davranın, olmaz. şurdaydık;



akla gelebilecek şeyler dışında bi şey yaşamadık, ilk başta korkudan götümü aşağı düşürüyodum, sonra geçti;


nedim amcayla tanıştık orda, 69 yaşında, 14ünden beri ateist, 20sinde komunist olmuş. şu an çok saçma olduğuna inanıyor ama hala cocacola içmiyor çünkü o zaman boykot ediyormuşlar.
bizim sadece sallama çayımız vardı, ona el edince çayı demliyodu, gece ateşimizi de yaktı, epey sohbet ettik. ben aklımda kalanlardan birazını yazıcam onla alakalı.

nedim amca dünyanın bir çok yerinde uçmuş, 64 yaşında yamaç paraşütüne başlamış.  yaptığı diğer sporlar kar kayağı, paraşüt kayağı. zamanında türk gücü diye bi takımda futbol oynamış, bisikletle bodensee gölünün etrafını iki kez dolaşmış.

şu an sadece alman vatandaşı, 1979 yılında türk vatandaşlığından çıkmış. almanya'ya tornacı olarak gitmiş, 41 yaşında fabrikadaki işini bırakıp üniversiteye başlamış, 46 yaşında mezun olmuş ve 10 sene bi üniversitede ders vermiş. çok disiplinli, kamp alanını da sahiplenmiş ve kendi çadırına yakın yerlerde sadece şurada sigara içilmesine müsade ediyor, çöp yazan taşları oynatanlardan hoşlanmıyor;


kendisi ilkokuldayken köylerine bi hokkabaz gelmiş ve gönüllü olarak sahneye çıktığında dediklerimi yaparsan 5 kuruşunu geri alırsın demiş. onu hipnoz etmiş numarası yaparken kendisine ayşe adında 6 aylık hamile birisi olduğunu söylemesini isteyince "sikerim senin 5 kuruşunu da seni de" deyip sahneden inmiş. dediğine göre o zaman bile çatılcak son kişi kendisiymiş. 

polis kolejine gitmek istemiş ilk zamanlar, babası ilk cumhuriyet öğretmenlerinden biriymiş, katiyyen olmaz deyip öğretmen okuluna gitmesini istemiş, o da bilerek yanlış cevap vermiş yapılan sınavda, sanat okuluna gitmiş. polis yapmadılar beni, "ben de kominist oldum" demişti.

köylerinin kahvesinde o türkiye işçi partisinin propagandasını yaparken babası chp'ye oy toplamaya çalışıyomuş. çok liberal bi ailede büyümüş, bu olay evde hiç sorun olmamış.

insanlara dargın kalamadığından kendisine karşı bi kabahat yapana yaptığı şeyin değerinde ay olarak konuşmama cezası veriyor.

sabah yanına gittiğimizde "bi saattir şu böceğe bakıyorum, müslüman olsam Allah ne güzel yaratmış derdim." dedi. kendisinin ateizm hakkında fazla bilgisi ve dayanağı var, orta seviyede bi müslümanın onla tartışmaya girmesi bile mümkün değil. bilim hakkında çok okumuş.

ahlaklı ve vicdanlı olmanın yeteceğini, gözükmeyen şeylerden korkmanın yersiz olduğunu söylüyor. yasakların insanın benliğini küçüklükten beri törpülediğini birden fazla kez söyledi. 

konuşması bi trakyalınınkinden farksız, çokça "tukka gider" lafını kullanıyor, türkçesini bilmediği kelimeler var.



çok eğlenceli şeyler anlatmıştı ama zart diye unutmuşum. bir de orada çektiğim fotografları banyo ettirdiğimde ayrıca bir postla ekleyeceğim.

ankara ve çanakkale'den fotograflar

belki bi zaman öğrencem fotograf çekmeyi, 35lik filmin 15ini boş çekip kalan 20 taneden anca 7 fotograf çıkartabiliyorum henüz.