kaynak sağlam

benim yüksek yerlerde tanıdıklarım var, TÜrkiye'yi 10 sene içinde radikal dinci tarafa çekip
ırak tarzı bir operasyonla temizleyip (ondan önce türk, kürt, ergenekoncu, dinci diye baya karıstıracaklar) sonra bor ile çalısan arabaları piyasaya sürecekler.

kaynak sağlam, yönetimden bir elemanın komşusu benim kankamın msn friend listinde.


çinlilere kiloyla sattığımız bor ve uranyumlardan yapılan füzeler üçüncü dünya savaşında bize atılcak, manavgattan sattığımız topraklara mason cocacola ülkesi kurulucak ve biz sizi kandırıyoduk oğlum dicekler sonunda.

(ilk paragrafı çarptım, evet benim yazdığımdan daha güzel)

inciden trakya

--spoiler--
bi defa trakyada 3 şehir var ama nerde kime sorarsan sor nerelisin diye "trakyalı biz byeaaa" cevabı alırsın. mikro bölgesel milliyetçilik yoktur.
akraba evliliği kesinlikle yasaktır. ensest sapıklıklar yoktur yani.
türban çarşaf sorunları yoktur. gericilik çoktan silinmiştir.
daha çok sey var ama özet geçiyorum.

--/spoiler--


http://inci.sozlukspot.com/e/15965329/

incide yazmıyorum ama adam haklı.

bi zaman sonra gelen edit: üçüküncüyüm.

biga - istanbul - biga



böle param parça bişiler yazıcam galiba;


* bandırmada ilk molada elektrik tesisatçısı tarzı bi abi yetkili birine benzeyen birine muhabbet açmak için bandırma da il olamadı dedi, sonra 6 saat de çok uzun dedi, yetkili abi buna ben daha 18 saat bilmem nereye uçucam dedi, elektrikçi abinin o anki yüz ifadesi oha mnski gibi bişi idi.


*otogarda böle en bi güzelinden ingiliz bi abla bana excuse me where is metro station diyinca bi an daldım ve cevap verememekten korktum fakat yardımsever ve misafirperver biri olan ben metroyu tarif ettim, ama gözler var yaaa, neyse orda karagözlüler kıymetliymiş.


*divane seyyahlara rastladım bi de saçları ümit davala styla yanları 3 numara üst tarafı normal kız saçı olan hintlimsi 12-13 yaşında, 1 sigarayı 8-9 kere karabaş yapıp içen bi kız ve avrupa styla yakışıklı bi elaman, tahminen 23-24, üstleri böle ıyk gibi, sefer tasları sırt çantalarına asılı, türlü senaryolar kurdum, insan tacirlii aklıma en yatkın olanı.


*bence sevgiliyle iftar yapmak garip bişi, düşünsenize sözleştiiniz gün ağzınız kokuyo, svgilim olsa, iftar için buluşucak olsam oruç tutmam çaktırmadan, belki de bu tarz şeyler sevgililer için mühim deildir, bilemem.


*forum istanbulda kaybolabilme tehlikesi yaşayabilirdim, az daha aç olsaydım, angarada alışmadık biz öyle yerlere.


*esmer olup da genç yaşta selüliti olan birini gördüm, sanırım solaryum diye bi güç var.


*çarşambaya yakın bi yerde gördüüm çarşaflı kız sanırım hayatımda gördüüm en güzel yüze sahip insandı.


*lazla alışveriş yaparken kayserili ile yaptıımızdan daha çok dikkatli olmalıyız.


yorgunluyum ben yaaa, çok zamandır yazmıyorum, yazmalıyım dedim de bişi çıkmadı pek.


*bi de ben duygusuzum haa, onca yılımın geçtii eve 4 yıl sonra girdim ya da 3 yıl sonra, tam bilemedim, herkese farklı sene sölüyom oturup hesaplamak zor geliyo, 4 senemiş, hesapladım asdfgh ne duygulandım ne ettim, millet ağlıyo lan.

diyaloglar - replikler



donnie darko:


donnie: why are you wearing the stupid bunny suit?
frank: why are you wearing the stupid man suit?

neden o aptal tavşan kostümünü giyiyorsun?
sen neden o aptal insan kostümünü giyiyorsun?

soruya soruyla en iyi cevap veren film tavşanı oluyo frank bu cevabıyla :)

pulp fiction:

-where did you get this motorcycle?
-it's a chopper baby.
-whose chopper is this?
-zed's.
-who's zed?
-zed's dead baby, zed's dead...

o motosikleti nerden buldun?
o bir chopper bebek.
kimin chopperı?
zedin.
zed kim?
zed ölü bebek, zed ölü.

bruce willis ile manitasının isimlerini unuttum asdfdgh

lance: if you're ok, say something.
mia: something.

iyiysen bişey söyle.
bişey.

bu filmin her yerinden mükemmel diyaloglar çıkıyo, 2 tane yeter :)

léon:



mathilda: leon, i think i'm falling in love with you. it's the first time for me, you know?
léon: how do you know it's love if you've never been in love before?
mathilda: cause i feel it.
léon: where?
mathilda: in my stomach. it's all warm. i always had a knot there and now... it's gone.
léon: mathilda, i'm glad you don't have a stomach ache any more. i don't think it means anything.

-leon, sanırım sana aşık oluyorum. bana ilk kez böyle oluyo, biliyo musun?
-daha önce hiç aşık olmadıysan hisstetiinin aşk olduunu nerden biliyorsun?
-çünkü hissettim.
-nerde?
-midemde. hep sıcak. orda hep bi düğüm vardı ve şimdi yok.
-mathilda, artık midenin ağrımamasına memnun oldum. onun bişi ifade ettiini sanmıyorum.

gamsız leonun aşka karşı olumlu yaklaşımı :)

fight club:

i am jack's medulla oblangata.
i am jack's smirking revenge.
i am jack's flaming sense of rejection.
i am jack's total lack of surprise.
i am jack's broken heart.
i am jack's cold sweat.

ben jackin bla blasıyım, uyku sersesemi bilemediim şeyleri çevirebilemem :)

jackin dışlanmışlık dahil bi çok hissi.

her filmden bi soundtrack ekliyorum bi de (en bilinenleri genelde, pulp fiction işin misirliou ile girl you will be a woman soon arasında kaldım, g y w b a w s yı koydum :) ), beYendiyseniz bunları arada yazıcam böyle böyle, aşağıya beYendik yazsanız yeter :)






ayşe armanın aklı karışmış



facebookta gördüm bu yazıyı, bi kız arkadaşım var görevi kral tvdeki şarkıları paylaşmak, bi de bunu paylaşmış, ayşe armanın referandumla alakalı döktürdüğü inciler;

---spoiler---

YURT dışında yaşadığım için, Türkiye'ye girişte havaalanında oyumu verdim.
Ve birden kendimi çok kötü hissettim.
"Ben başka bir şey söyleyecektim, acaba başka bir şey mi söyledim" duygusuna kapıldım.
Panik oldum.
Şöyle ki...
Kağıdın solunda "Evet" yazıyor, sağında "Hayır".
Sana mührü veriyorlar, kabine gidiyorsun.
"Hayır"ı işaretliyorsun ama "Evet" yazıyor.
"Bu ne ya!" oluyorsun, dumura uğruyorsun.
Ben öyle oldum yani.
Ben "Hayır" diyecektim, burada "Evet" yazıyor!
Çünkü mühre "Evet" yazmışlar.
Yani şıkların sadece "Evet" ve "Hayır" olduğu bir durumda; mührün "Evet" şeklinde olması tuhaf değil mi?
Üstelik sakıncalı da.
Kafa karıştırıyor.
Ayrıca sayım sırasında hata olabilmesi de mümkün.
Gerçekten "Hayır" olan o "Evet"lerin, doğru değerlendirileceğinin garantisi var mı?
Kağıdın üzerinde her tarafta "Evet" yazıyor!
Bu ayrıca insanda, "Sen hayır desen, kaç yazar?" hissi de uyandırıyor.
Ya da sen "Hayır" demeye çalıştıkça, birileri sana "Evet" dedirtiyor gibi geliyor.
Bir tür psikolojik baskı gibi.
Benim hiç ama hiç hoşuma gitmedi.
Niye çarpı koymuyoruz?
Ya da başka formül bulunmuyor?

---/spoiler---

ne demek istemiş ki bu yazıda? evet e ve ya hayır a evet diye basıcan işte, sanırım kadın -erkek ilişkileri anlatmaktan daha kafa karıştırıcı bi durum bu, bi de oy sayarken karıştırılmasından bahsetmiş, sayılırken evet e evet, hayır a evet diye sayılcaını sanıyo sanırım ki usulsüzlük her türlü yapılıyor zaten, hani bi bok atayım, ne olursa olsun var ya, o işte.

bence adını google a sorduumuzda bu şekil sonuç çıkartan birisi helloya poz vermeye devam etmeli.

dediğimi yutturabilirsiniz, bu yazı evet yerine "tercih" yazılmasını sağlamış mühürlerde.

neden soyumuzu devam ettiririz?

hep aklımda olan düşünce var:
tüm insanlar anlaşsın, kimse çocuk yapmasın, en geç 100 sene sonra insanoğlu silinsin dünya üzerinden, kıyamet gelmeden insanlar kendi kıyametini getirsin, şehirleri hayvanlar istila etsin, gökdelen tepelerinde maymunlar gezsin falan. ütopik bişi bu, farkındayım, herkes uysa yine bi yavşak kabile falan karşı çıkar, ortalıı onlar kaplar kesin, bi de masonlardan şüphelenirim ben.



sanırım kimse mutlu değil bu dünyadan, en azından gelmesem daha iyi olurdu diyodur, peki biz sadece ev içinde çocuk kahkası olsun, yaşlanınca bize baksın diye mi çocuk yapıyoruz? herhangi bi inanışta var mı, çocuk yapmazsanız cehennemde yanarsınız, hades sizi almaz, kayıkçı size nanik yapar falan? niye çocuk yapılır cevap lütfen.

Das wilde Leben (8 Miles High)


video bi türlü yüklenmedi, youtube linkinden idare edin;


önce bu klibi izledim, şarkıya hasta oldum, araştırdım nancy sinatranın şarkısıymış, ville valo ve natalie avelon 8 miles high ilmi için söylemişler, klip filmden karelerle süslü, filmi de izlemem gerektiini düşündüm, indirdim filmi, natalie avelon başrolde oynuyo, 68 kuşağını anlatıyo gibi bişi film,
--spoiler---
bu natalie manken, the rolling stones un gitaristi keithle falan takılıyo, tabi öncesinde bi komüne giriyo evden kaçınca, evet evden de kaçıyo, nasıl anlatıyorum ama ortasından başladım çünkü keith en önemli şey filmdeki :) komünde yapamıcaaı anlayıp bi sürü zengin insanla takılmak üzere manken olarak dolanıyo ortalıkta, sonra sevgilisi olduunu düşündüü, şimdi adını hatırlamadıım adamla mükemmel bi otobüs ile dünya turuna çıkıyolar, adam ölüyo meksikada, keith de orda oluyo falan filan.
--spoiler--


nasıl da kötü anlattım, film izlenebilir, iyi hoş bence.

foça

kamp bittikten sonra şirinceye gitçektik isorakla, paralar suyunu çekince foçaya gitmek geldi isorakın aklına ve yola koyulduk.


2 saat süren lanet bi yolu var foçanın, tıklım tıkışık bi mininüsle gidiyosun ama şunu görünce oh be değmiş diyosun;

aslında bişi yok o manzarada, gayet normal ama iyi duruyo asrfgda o yarımadaların üstünde festival vardı, erkin baba, duman, manga, babazula vs vs nin yer aldığı.

foça didim gibi bok bi yer değil, sanırım egenin güzel yerleri foça giib oluyo, çiçekli hoş evler, neşeli insanlar;

goldenlı otel bile vardı, 1891 de kurulan lola hotel, harika rum kalıntıları taşıoyo hala foça;

festival vakti olmasından dolayı marjinal olcam derken birbirine benzeyen yüzlerce akranımız da sokaklardaydı, ucuza bulunan şaraplardan iyice leyla olmuştu millet :) mastika oynayan bi grup vardı, onlar harikaydı;



ara sokakları tanıyın hatta;


bloggera fotograf uploadlamak çok can sıkıcı bişi, yeter sanki bu kadarı, 30 günlük didim, 1 günlük foça tecrübeme dayanarak söylüyorum;
didim kakadır foça can.